Plant Ödülleri

Milli Saraylar Resim Müzesinde Yer Alan Çiçek Resimleri

Milli Saraylar Resim Müzesinde Yer Alan Çiçek Resimleri
  AYŞENUR ÇELEBİCAN ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSİ
  20 Ocak 2023 Cuma

19. yüzyılla beraber Osmanlı İmparatorluğu batılılaşma sürecini yaşarken Yıldız Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı da bu değişime ayak uydurmaya çalışıyor, günlük hayattan kıyafete, ilgi alanlarından saray erkânının eğitimine ve sanat zevklerine kadar her şey yönünü Batı'ya dönüyordu. Bu süreçte Batı'nın gözde ressamları olan Gerome, Harpignies, Aivazowsky ve Fromentin'in tabloları ile saraylar süsleniyor ve ilk Türk öğrenciler de resim öğrenimi için Avrupa'ya gönderiliyorlardı. Yabancı ressamların ülkeye davet edildiği, dışarıdan önemli ressamların resimlerinin satın alındığı bu erken dönemlerde dışarıda eğitim görmüş öncü bir yerli sanatçı kuşağı da oluşmuştu. Ferik Tevfik Paşa, Hüsnü Yusuf, Servili Ahmet Emin, Süleyman Seyyid ve Şeker Ahmet Ali Paşa bu öncülerden ilk akla gelenlerdir. Görüldüğü üzere sonradan paşa unvanı alan bu sanatçıların çoğu askeri okul çıkışlıdır. Ancak bunların yanı sıra o sıralarda yeni açılan sivil okullardan da yeni sanatçılar yetişmeye başlamıştı[1].

 

Yazımızın konusunu teşkil eden saray tablolarında çiçek kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için biz de çiçeğin saray bahçelerindeki konumundan, ana çiçek olarak tablolarda yer alan çiçeklerin saraylara gelişlerinden, yabancı gözlemcilerin bu konudaki bakış açılarından bahsederek yazımızı genişleteceğiz.

 

Hiçbir eser içinden çıktığı topluma yabancı kalamaz. Tablolarda yer alan çiçek çeşitleri de bir medeniyetin estetik algısının sosyolojik serüven içindeki yerini tespit bakımından önemlidir. Çiçeklerin saray bahçelerinde yer alış şekilleri ve padişahların ilgilerine baktığımızda:

Padişahlarda çiçeklerle ilgilenmiş saray bahçelerinde farklı türlerin yer alması hususunda çaba sarf etmişlerdir. Halit Ziya Uşaklıgil'in Saray ve Ötesi adlı eserinden alınan bir hatırasına göre (1908-1918) Osmanlı sarayında o zaman başkatiplik görevini yürüten Halit Ziya Uşaklıgil bir vazife ile Almanya'ya gönderiliyormuş. Kendisine bir emriniz var mı? Denildiğinde Hünkar (Mehmet Reşat) biraz düşündükten sonra: "Bana oradan sarı şakayık bulabilirse getirmesini rica ederim" dedi.

 

Halit Ziya Uşaklıgil'in yine hatıralarına göre ‘‘Berlin'de Hünkar (Mehmet Reşat)'ın sarı şakayıklarıyla meşgul olmuştum. Sarı denebilecek renkte şakayık bulunmadığını, fakat donuk beyaz renk üzerinde sarımtırak akisleri olan bir türün mevcut bulunduğunu anladım ve bundan dolayı o türe safrano namı verildiğini öğrendim. Bunlardan epeyce tedarik etmiştim. Sandıklarla bu kökleri muhtevi olan çuval bizimle beraber Sirkeci'ye vasıl oldu. Ertesi gün onları saraya götürdüm, pek ziyade hoşa gitti, fakat teessüf olunur ki ancak iki sene sonra çiçek verecek olan bu sarıyı andıran şakayıkları görmek Mehmet Reşat'a nasip olamadı."  şeklinde Sultan Reşat'ın şakayık getirtilmesi talebi ve bunun üzerine yaşananların dile getirilmesi yer almaktadır[2].

 

Kanuni Sultan Süleyman dönemi, 933/1526-27 tarihli bir belgede 5 hasbahçe için kefe lalesi ile cinsi belirtilmemiş çok sayıda çiçek alındığından, 972/1564 tarihli bir belgedeyse birçok masrafın yanında yasemin sandıkları ve karanfil avlusundan söz edilmesi bu konudaki örneklerdendir.[3]

 

Gül, Doğu'dan Batı'ya, Roma'dan Çin'e, Osmanlı'ya her zaman ve zeminde her inanç içinde kendine yer bulabilen ender bir çiçektir. Yine II. Abdülhamid'in Fransa'dan gül getirttiği bilinmektedir.

 

Birkaç kısa örnekle padişahların çiçeklere olan ilgisi hakkında kısa bir hatırlatma yapmaya ve ilgi oluşturmaya çalıştık. Hangi devirde olursa olsun Osmanlı sultanları çiçeklerin yerli ırklarıyla yetinmemiş, farklı çeşitlerle de ilgilenmişlerdir. Bunda İslami Türk sanat anlayışının da etkisi büyüktür. Batılı anlamda bir tablo haline dönüşmeden önce çiçek taş işçiliğinden ahşap oymacılığına oradan halı, giysi imalatına; tezhip, minyatür ve çiniciliğe kadar hayatın en altından en üstüne kadar dini ve milli bir hayat tarzı haline gelmiştir. Çiçek bir hayat parçası haline dönüşmüştür. Hayatın içinde bir bitki olmaktan ya da güzellik unsuru olmaktan öte anlamlar da kazanmaya başlamış hatta iletişim öğesi olarak alıcı ve verici arasında bir ileti özelliği taşımıştır. İkili ilişkiler yanında bir duyuru unsuru ya da kitlesel mesaj verme özellikleri de kazanmıştır.

 

Osmanlı bahçeleri içerisinde yer alan çiçeklerle ve onların kültür dünyası içerisindeki yerleriyle öne çıkmış ve yabancıların dikkatini çekmiştir. Yıllar önce Osmanlı saraylarını ziyaret eden, İstanbul'u gezip gören Avrupalılar bu muhteşem çiçek ziyafetini yaşamış ve hayranlıklarını da aktarmışlardır. Dilerseniz yazımızın bu kısmında sınırlı da olsa bu ifadelerden birkaçına yer verelim.

"İmparatorluğun çiçeklerle bezenmiş başşehri İstanbul ve onun duru düşünceli insanları, oraya gelen yabancıları da oldukça tesiri altına almış ve hayran bırakmıştır. 

 

Bu yörelerden geçerken her yerde birçok çiçeğe rastlıyorduk. Nergislere, menekşelere ve Türklerin tulipan dediği lalelere. Lale pek az kokar ya da hiç kokusu yoktur, fakat güzelliği ve türlü renkleri insanı hayran bırakır."[4]

 

Lady Montagü ve Thomas Allom gibi yabancıların da dikkatini çeken bu gizli çiçek dili, kadın-erkek ilişkilerinin bugünkü kadar kolay olmadığı eski cemiyetimizde halkın haberleşebilmek için bulduğu sevimli yollardan biridir. Lady Montagü, 16 Mart 1718 tarihli mektubunda, Türklerin renk, çiçek, ot, meyve, taş, tüy... akla ne gelirse her şeyin bir manası ve özel bir mısraı bulunduğunu belirttikten sonra şöyle der: "İşte böylece mürekkep kullanmadan küfür, azar, sevgi, dostluk, hatta havadisle dolu mektuplar gönderebiliyorlar.' Ünlü ressam Thomas Allom da, bu gizli çiçek dilinin varlığını doğrulamıştır. On sekizinci yüzyıl İstanbul'unu gravürlerinde yaşatan Allom, portakal çiçeğinin ümit, kadife çiçeğinin ümitsizlik, horoz ibiğinin değişmezlik, lâlenin ise sadakatsizlik anlamına geldiğini söyler. Allom'a göre, ‘selam' adı verilen çiçek demetleri de mektup yerine geçer, sayılarına ve çeşitlerine göre, sevgililerin birbirlerine karşı duygularını ifade edermiş."[5]

 

Padişahların çiçeklerle bizzat ilgilenmeleri ve yabancı gözlemcilerin dikkatini çekmesi yanında saray ressamlarının yaptığı tablolarla yakından ilgilendikleri aşağıdaki örnekle gözlemlenmektedir.

 

Beylerbeyi Sarayı'nın orta ve üst tavanlarında sarayın ilk inşa edildiği günlerde vahşi hayvan resimleri yer alırken padişahın emriyle bu resimler kaldırılmış, 1868'de saray ressamı Mösyö Mason tarafından gemi resimlerine dönüştürülmüştür. Deniz ve gemi konulu resimler, sarayı inşa ettiren Sultan Abdülaziz'in denizciliğe verdiği önemin bir parçasıdır[6].

 

İstanbul'un laleleri ve leylakları gayet meşhurdu. Hatta Almanya'ya ilk defa olarak lale ve leylak bu devirde gitti. Türkiye'de en ziyade lale yetişen yer, Kefe; gül yetişen yer Edirne idi. İkinci Selim zamanında Kefe'den üç yüz bin lale soğanı getirilmiştir[7].

 

Milli Saraylar Resim Müzesinde sergilenmekte olan birçok resim içerisinden çiçek resimleri de geniş yelpazede yer almaktadır. Bu makalede amaç çiçekleri belirginleştirmek çiçek resimleri ile ilgili farkındalık sağlamaktır. Sergide çiçek resmi bulunan sanatçılar hakkında kısa öz geçmişle tabloları yer alacaktır.

 

(Şeker) Ahmed Ali Paşa (1841-1907)

Dönemin Sultanı Abdülaziz'in sanata olan düşkünlüğü, belgelerin ışığında bilinmektedir. İşte böylesine sanatla ilgili olan bir sultanın kulağına, henüz on sekiz yaşında olan genç Ahmed Ali'nin resim sanatındaki yeteneğine ilişkin bazı bilgiler ulaşmış olmalı ki, 1864/1865'de yirmi üç yaşına basan Mülazım (Teğmen) Ahmed Ali, padişahın emriyle devlet hesabına Paris'e resim öğrenimi yapmak üzere gönderilmiştir[8]. Şeker Ahmed Paşa'nın birçok sanatçıyı çalıştırmış olan Yıldız Çini Fabrika-i Hümayunu'nda da görev aldığını görüyoruz[9]. Ahmed Ali Paşa son derede sevimli ve hoş sohbet bir insandı. Bu müstesna yaratılışı ile arkadaşlarının sevgisini ve 'Şeker' lakabını kazanmıştı[10]. Şeker Ahmed Paşa'nın yaşadığı dönemde Osmanlı her açıdan büyük olayların içinden geçiyordu. Gündelik ve siyasal-sosyal yaşamın çalkantıları ilhamını bireysel gözleminden alan bir sanatçı için büyük fırsatlar sunuyordu. Ancak Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi Bey'in tersine, bunların hiçbirini tuvaline yansıtmaz. İstanbul Mercan'daki atölyesinde kurduğu hayaller ve yarattığı dünya ona fazlasıyla yeter. Doğanın bizzat kendisinden asla kopmaz. Gerçekten de, Şeker Ahmed Paşa'nın içe dönük ve sakin biri olduğu bilinir. Bu sakinliğini, gizemini hatta kendine özgü tuhaf mistisizmini eserlerinde görmek mümkün[11].

 

 

aysenur

Resim 1-Güllü Natürmort,1894, tuval üzerine yağlıboya,70 x 39 cm. Env. No. 13 / 88. Sayfa 108

Pempe sarı renkli güller (Rosa sp),Mavi renkli leylak(Syringa sp)., kırmızı renkli şakayıklar (Paeonia sp).

 

Şeker Ahmed Paşa vazodaki çiçeklerde renkleri doğadaki haliyle almış yaprakları, minik çiçekleri tomurcuk ve incecik dalları tüm detaylarıyla çizmiştir. Bahar çiçekleri buket halinde vazoda yerlerini almışlardır. Işık veren sarı rengi vazonun ortasında kullanıp alt kısımlarda bordo - kırmızı sıcaklık veren çiçekleri kullanmıştır. Gül yaprakları da vazo içerisinde yoğun kullanılmıştır.

 

aysenur

Resim 2- Şakayık Natürmort,1894, tuval üzerine yağlıboya, 88 x 70 cm. Env. No. 3 / 282. Sayfa 109

Mavi ve beyaz renkli leylak (Syringa sp), beyaz renkli şakayıklar (Paeonia sp), pembe sarı renkli (Rosa sp), turuncu lale (Tulipa sp).

Vazoda leylaklar vazonun alt kısmında ışık veren renklere sahip şakayık ve lale üstte kullanılarak bahar çiçekleri vazoda yerini almıştır. Çiçeklerle birlikte yaprakları da yoğunlukla kullanılmıştır.

 

Halil Paşa (1852/57 - 1939)

Askeri ressamların üçüncü kuşak temsilcisi olan Halil Paşa, Mühendishane-i Berr-i Hümayun mezunudur. İlk resim eğitimini bu okulda almıştır. 1880 yılında Sultan Abdülaziz'in (1861-1876) iradesiyle Paris 'e giderek Jean-Leon Gerome'nun atölyesinde çalışmıştır. 1886 yılında yurda döndükten sonra bir yandan askeri okullarda resim öğretmenliği yaparken, diğer yandan İstanbul'daki sergilere katılmıştır. 1906 yılında yükseldiği mirlivalık (tuğgeneral) rütbesi, 1908 yılında tavsiye kanunu gereğince geri alınınca emekliye ayrılmıştır. Halil Paşa'nın resimlerinde ele aldığı başlıca temalar peyzaj, natürmort ve portrelerdir[12].

 

 

aysenur

Resim 3-Vazoda Çiçekler, 1918, tuval üzerine yağlıboya, 68 x 43.3 cm. Sayfa 140

Şakayıklar 1906 (H:1324) Askeri Müze Resim Koleksiyonu, Askeri Müze Kültür Sitesi Komutanlığı Harbiye, İstanbul, Sayfa 51, Pembe şakayıklar (Paeonia sp).

 

Ressam şık bir cam vazoda şakayıkları suya koymuş ve etrafa dökülen şakayık yaprak ve çiçeklerini yansıtmıştır. Kesilen çiçek sapları cam vazoda kendini göstermektedir. Ressam çiçekleri arka fonda siyah bir perde önünde resmetmiştir. Şakayık içi koyu taç yapakları açık pembe olarak çalışılmıştır.

 

Victor Leclaire (1830 - 1885)

Çiçek ressamı olarak ünlenmiştir. Milli Saraylar Koleksiyonu'ndaki iki resmi, Paris'teki Goupil Galerisi'nden satın alınmıştır[13].

 

aysenur

Resim 4 - Çiçekler, tuval üzerine yağlıboya, 86.8 x 56.7 cm, Env. No. 11 / 814. Sayfa 302

Yasemin (Jasminium sp).,Pembe beyaz ve kırmızı gül (Rosa sp.), vazonun en arkasında ise tomurcuk gül dalları yer almaktadır.Ayrıca kır çiçekleri yer almaktadır.

 

 

aysenur

Resim 5 - Çiçekler, tuval üzerine yağlıboya, 86.5 x 57.2 cm, Env. No. 11 / 816. Sayfa 303

Vazonun arkasında Pembe ve turuncu renkte glayöl çiçeği (Gladiolus sp)., beyaz ve pembe renkli sabah sefası (Pomoea sp.), beyaz leylak (Syringa sp.), saplarının vazonun dışına fışkırarak başaklarının da yer aldığı buğdayla (Triticum sp.) tamamlanmıştır.

 

Luigi Acquarone (1800 - 1896)

İtalyan asıllı ressam Luigi Acquarone sanat eğitimini Floransa'da almıştır. 1841 yılında İstanbul'da Sultanahmed Sanayi Mektebi ve Darülfünunun'da 1873 ve 1877 yıllarında Şeker Ahmed Paşa tarafından düzenlenen ilk resim sergilerine katılmış, 1881 yılında Sultan II. Abdülhamid'in saray ressamı olmuştur. Hayatının sonuna kadar süren saray ressamlığı süresince Yıldız Sarayı konulu manzaralar, natürmortlar, hassa askerlerinin, üst düzey subay ve devlet adamlarının portrelerini yapmıştır[14].

 

aysenur

Resim 6 - Vazoda Çiçekler, resim kağıdı üzerine suluboya, 24 x 15.5 cm,  Env. No. 12 / 2743.

344 İtalyan Ressamlar, Sayfa  344.

Zambak (lilium sp.), yasemin (Jasminium sp) gerçeğinden daha büyük olarak yapraklarıyla kullanılmıştır.

 

 

aysenur

Resim 7 - Vazoda Çiçekler, 1888, resim kağıdı, üzerine karışık teknik, 23 x 15.5 cm,

Env. No. 12 / 2742, Sayfa 345.

Menekşe (Viola sp) ve yasemin (Jasminum sp) vazo içerisinde yapraklarıyla yer almıştır.

 

Anonim

 

aysenur

Resim 8 - Güller, Gül (Rosa sp) mukavva üzerine yağlıboya, 38 x 26.5 cm. Env. No. 12 / 2731, Sayfa 500.

Gül (Rosa sp) iki pembe gül açmış olarak bir adet tomurcuk gülle resmedilmiştir. Üç ayrı dal olarak görülmektedir.

 

aysenur

Resim 9 - Güller, mukavva üzerine yağlıboya, 22.5 x 37.5 cm, Env. No. 12 / 2730, Sayfa 501.

Gül (Rosa sp) tek bir dal üzerinde iki farklı pembe tonda açmış gül ve tomurcuk halleri resmedilmiştir.

 

aysenur

Resim 10 - Çiçekler, 58 x 44.5 cm, Env. No. 12 / 2844.2 Sayfa 532.

Ana çiçek gül (Rosa sp) ve yaprakları vazo içerisinde kır çiçeğiyle birlikte yer almıştır.

 

 

aysenur

Resim 11 - Çiçekler, J. A. Pretun, ahşap üzerine yağlıboya, 24 x 60 cm, Env. No. 12 / 2717. Sayfa 622.

Pembe renkte anemon (Anemon sp) çiçeği, beyaz leylak (Syringa sp) ana çiçek olarak kullanılmıştır.

 

aysenur

Resim 12 - Saksıda Çiçek, yağlıboya ile renklendirilmiş baskı, 59 x 44 cm, Env. No. 12 / 2843, Sayfa 645.

Gül (Rosa sp) açmış gül ve tomurcuk gülün olduğu saksı yoğun gül yapraklarıyla tabloda yerini almıştır.

 

Sonuç

Sanat olanı olduğu gibi yansıtmaz. Sanatçı eserinde kendinde biriken kültür, zevk, bilgi ne varsa onları iç dünyasında birleştirip zevk süzgecinden damla damla eserine aktarır. Bu yönüyle eser tam bir gerçekliği yansıtmaz. Zaten bir sanat eserinden bir bilim eserinden beklenen gerçeklik ve fayda beklenmez. Estetik kavramı bu yönüyle bilim ve sanat eserlerini birbirinden ayırır. Her sanat dalı kendine has bir estetik zevk oluşturur. Hatta her sanat dalı kendi içinde ayrıldıkları dönemler, temsil ettikleri akımlar bakımından da ayrı ayrı estetik inceliğe sahiptir.

 

Yazımızda tabloları değerlendirirken estetik anlayışı göz önünde bulundurmadık. Bu bizi aşan bir iddia olurdu. Bizim amacımız resimleri inceleyen insanların tabloda yer alan çiçeklerin farkında olabilmesini sağlamak, eserde yer alan çiçeklerin farkında olarak tabloları bir kez daha gözden geçirmesini sağlamaktır.

 

Sarayları süsleyen çiçeklerin bulunduğu tablolar genellikle vazolar içinde arz-ı endam ederler. Vazo, tabiatta yayılmış bir estetik olgunun yani çiçeklerin toplu olarak gözleri okşadığı bir zevk şehridir. Belki bu yüzden bu dar alanda, bütün yoğunluğu ve güzelliğiyle, tabiatın farkında olanları zevk deryasında yüzdürürken farkında olmayanları tabiat estetiğini bir karede fark edebileceği bir zevk anı sunar.

 

Özellikle gül (Rosa sp.), şakayık (Paeonia sp.) ve leylak (Syringa sp.) çiçeklerini ressamların çalışmalarında kullandığı gözlemlenmektedir. Gül ve şakayıkla kombin olarak  glayöl çiçeği (Gladiolus sp), sabah sefası (Pomoea sp.), anemon (Anemon sp.), lale (Tulipa sp) çiçekleri ve  buğday (Triticum sp) bitkisi yer almaktadır.

 

Bugün ise çizildiği günkü tazelik ve canlılığıyla Milli Saraylar Resim Müzesi duvarlarında baharı vurgulayan renk ahenk içindeki çiçeklerle ziyaretçilere döneminin estetik anlayışını yansıtmaktadır.

 

 

Kaynak

 

Atasoy Nurhan; Hasbahçe, Osmanlı Kültüründe Bahçe ve Çiçek;  MAS Matbaacılık; Aralık 2002; sayfa, 49

Başkan Seyfi, Ondokuzuncu Yüzyıldan Günümüze Türk Ressamları , Kültür Bakanlığı Yayınları/1321 , Ankara 1991, sayfa 1

Bayram Yavuz, Klasik Türk Şiirinde Duyguların Dili Çiçekler; Turksh Studies International Periodical For The Languages, Literature and History Of Turkish or Turkic Volume 2/4 Fall 2007

Çeviren: Derin Türkömer; Türk Mektupları, Kanuni Döneminde Avrupalı Bir Elçinin Gözlemleri(1555-1560); Ogier Ghislain de Busbecq, , Sayfa 26

Çöletioğlu Aysel, İstanbul'un 100 Ressamı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul 2009 Sayfa 56,107

Demiriz, Yılsız, Osmanlı Kitap Sanatında Natüralist Üslupta Çiçekler, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayını, 1986

Ömer Faruk Şerifoğlu,İlona Baytar, Şeker Ahmed Paşa 1841-1907, TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı,İstanbul sayfa 26,40,202

T. Cengiz Göncü, Beylerbeyi Sarayı,TBMM Basımevi, Ankara, 2013,37

Milli Saraylar Tablo Koleksiyonu, İstanbul 2010,(fotoğraflar: Sayfa 108,109,140,302,303,344,345,500,501,532,622,645

Uşaklıgil Halit, Saray ve Ötesi, Özgür yayınları;721,736

 


[1] Başkan Seyfi, Ondokuzuncu Yüzyıldan Günümüze Türk Ressamları , Kültür Bakanlığı Yayınları/1321 , Ankara 1991, sayfa 1

[2] Uşaklıgil Halit, Saray ve Ötesi, Özgür yayınları;721,736

[3] Atasoy Nurhan; Hasbahçe, Osmanlı Kültüründe Bahçe ve Çiçek;  MAS Matbaacılık; Aralık 2002; sayfa, 49

[4] Çeviren: Derin Türkömer; TÜRK MEKTUPLARI, KANUNİ DÖNEMİNDE AVRUPALI BİR ELÇİNİN GÖZLEMLERİ (1555-1560); Ogier Ghislain de Busbecq, , Sayfa 26

[5] BAYRAM Yavuz; KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE DUYGULARIN DİLİ: ÇİÇEKLER;Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 2/4 Fall 2007

[6] T. Cengiz Göncü, Beylerbeyi Sarayı,TBMM Basımevi, Ankara, 2013,37

[7] Refik, Ahmet, Eski İstanbul, İstanbul, Sayfa 18

[8] Ömer Faruk Şerifoğlu, İlona Baytar, Şeker Ahmed Paşa 1841-1907, TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı,İstanbul sayfa 26

[9] Ömer Faruk Şerifoğlu, İlona Baytar, Şeker Ahmed Paşa 1841-1907, TBMM Milli Saraylar Daire (Başkanlığı,İstanbul sayfa 40

[10] Ömer Faruk Şerifoğlu, İlona Baytar, Şeker Ahmed Paşa 1841-1907, TBMM Milli Saraylar Daire (Başkanlığı,İstanbul sayfa 202

[11] Akbulut, Durmuş; Türk Resminin Öncüleri  'Osman Hamdi ve Batı Kuşağı' , Etik yayınları, İstanbul, Temmuz 2011, Sayfa 126,127)

[12] Çöletioğlu Aysel, İstanbul'un 100 Ressamı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul 2009 Sayfa 107

[13] Milli Saraylar Tablo Koleksiyonu, İstanbul 2010, Sayfa 302

[14] Çöletioğlu Aysel, İstanbul'un 100 Ressamı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul 2009 Sayfa 56

 

TBMM Park-Bahçe Birimi Ziraat Yüksek Mühendisi Ayşenur Çelebican

 


Paylaş: