PEYZAJ MİMARLARI İÇİN TEKSAS REHBERİ

Yrd. Doç. Dr. Emrah YALÇINALP

12 Ocak 2018 Cuma

Ben şanslı bir çocuktum. Alabildiğine özgürce çocukluğumu yaşadığım günlerde, Divriği'nin demir fışkıran kırmızı dağlarında tırmanmadığım çok az yer kalmıştı. Dizlerimdeki yaralardan, yere düşen peynir ekmeği öpüp alnıma koyunca temizlendiğini düşünmeme kadar her şeyi daha dün gibi hatırlıyorum. Ve elbette tren yolculuklarını... Rayların üzerinden ilerleyen trenin çıkardığı ritmik tıkırtı bazen ninni olur uyuturdu. Bazen de hemen yanı başımızda beliren bir nehrin duyamadığım şırıltısına arkadaş olurdu. Ve de en çok, elimde tutup okumakta olduğum Teksas Tommiks çizgi romanının bir sahnesine ses efekti... Yüzbaşı Tommiks silahını çekince hayalimde çıkan "şlak" sesi, doktor çantasını bir yere koyunca gelen tok ses, konyakçı elindeki konyak şişesini açarken oluşan gıcırtı... Bugün bir eskizin önüne oturduğumda çıkmaya başlayan mekan kurguları belki de taa o zamanlarda, Teksas Tommiks'le mayalanmaya başlayan hayal gücüyle alakalı. Öyle olsa da olmasa da, benim için Teksas Tommiks sadece seneler sonra gidince "vay bee" diyeceğim bir eyaletin ismini hafızama kazımakla kalmamış, aynı zamanda mesleğe aşık olmamı kolaylaştıracak zemini de ben farkında olmadan oluşturmuştu. Aynı Teksas'ın, peyzaj mimarlığına ilişkin barındırdığı ve sergilediği yığınla iyi örnek de çok sonraları farkına vardığım güzel bir sürprizdi. Hâsılı, Divriği'ye ulaşmak için bindiğimiz derin vadileri yırtan tren yolculuklarında başlayan Teksas merakım, günün birinde 8 silindirli bir Pontiac ile eyaleti baştan başa kat edeceğim bir tura kadar artarak devam etti. Şimdi gelin, elbette bütünüyle değil ama en ikonik kısımlarıyla peyzaj mimarları için Teksas'a doğru bir seyahat yapalım.

Öncelikle, Teksas için söylenebilecek ilk şeyden başlayalım: Teksas çok büyük bir eyalet. Hani öyle böyle değil, baya büyük! Bizim milli büyüklük ifademiz olan "Konya Ovası kadar" ile anlatılamayacak kadar büyük hem de. Amerikan web siteleri Türkiye'den bahsederken genellikle "Teksas'tan biraz daha büyük" ifadesi kullanıyorlar. Dolayısıyla, yüz ölçümü olarak bizden biraz daha küçük bir eyaletten söz ediyoruz. Bunu söylemek şu açıdan faydalı olacaktır: Dallas ve Fort Worth gibi birbirine oldukça, hatta Teksas ölçeğinde "inanılmaz" yakın olan iki kenti saymazsak, aşağıda bahsedeceğim kentlerden birinden diğerine gitmek için saatlerce araç kullanmak durumunda kalacaksınız. Yollar çok geniş, düzgün ve trafik alabildiğine akıcı olduğu için bu büyüklüğü hissetmek biraz zor olabilir ama seyahat bittiğinde bünyeniz size herhangi bir eyalette değil, Türkiye'den biraz daha küçük bir eyalette olduğunuzu hatırlatacaktır.

Teksas'ı herhangi bir konuda başlı başına kat ederek bitirmek neredeyse imkânsız. Bu yüzden ben Mississippi'den girerek, kuzeyden güneye doğru hafif diyagonal bir rota ile mümkün olduğunca sistematik olarak gitmek istedim. Elbette bu durumda da kaçırılmış birçok şey olacaktı ama en azından verimlilik açısından fena sayılmayacak rotayla sonuca gitmek mümkün olacaktı. Buna rağmen bahsettiğim rotanın birçok kişi için anlamsız olabileceğini de eklemeliyim. Çünkü ben çokta popüler bir eyalet olmayan Mississippi'de yaşıyordum ve oradan başlamam gerekiyordu. Bu yüzden siz bu rotayı tam tersi istikametinden, Louisiana eyaletinin çok popüler bir kenti olan New Orleans üzerinden de kat edebilirsiniz. Mevsime bağlı olsa da, genel anlamda havanın gittikçe serinlemesi haricinde bir fark olmayacaktır.

Mississippi'den yola çıkınca, Dallas'a kadar önünüzde çıkış şehrinize bağlı olarak 5-9 saatlik bir yol bulacaksınız. Bu Amerikan sürücüleri için standardın üzerinde bir yol olsa da, geçilecek iki önemli nehrin, Mississippi ve Kızıl Nehir'in oluşturduğu sürprizler ve küçük kasabalar bu yolculukta vereceğiniz molaları oldukça anlamlı hale getirecektir. Kat edilen yolun tarihi 61. Rotayı oluşturması ve bunun sık sık cafe isimleri ve yollardaki tabelalar tarafından dile getirilmesi, benim gibi bir Trabzonlu için hazırda bekleyen onlarca güzel sürprizden biriydi mesela... Bununla birlikte, daha önceki yazıları takip edenlerin bileceği bir tavsiye olsa da, kontrollü kaybolmanın iyi bir şey olduğunu düşünenlerdenim. Dolayısıyla Amerika'yı neon ışıklardan ve zengin Amerikalılardan oluşan bir ülke sananlar için yol boyunca görülecek küçük kasabalar ve insan ilişkilerine önem veren sakin insanları deneyimlemek güzel olacaktır. Ben girdiğim bir kasabada sorular üzerine kendimi tanıtınca, cafenin sahibinden, son 3 senede gördüğü kasaba dışından olan ilk kişi olduğumu öğrenmiş ve çok iyi ağırlanmıştım. Bu her açıdan hoş bir deneyim olmuştu.

 

DALLAS

 

Benim toplamda 8 saatlik bir yolculuktan sonra vardığım Dallas, genel olarak gördüğüm en hızlı olmayı gerektiren, en büyük, dolayısıyla en yorucu kentlerden biri. Bir yerden diğerine gitmek için arabanıza atlayıp hız sınırının üst seviyelerinde bir saatten fazla otoban yolculuğu yapmanız gerekebiliyor. Bu yüzden, ekonomisinin büyüklüğüne, yaşayanların yüksek standartlarına ve genel olarak oralı olmayı "havalı" bir şey haline getiren marka değerine saygı duysam da, bir tasarımcı olarak hayallerimin kenti olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama paranın bol olması, birçok alanda olduğu gibi peyzaj mimarlığı alanında da kenti uçurmuş. Bunu söylememek haksızlık olur. Bu günlerde, New York'taki ünlü Central Park'tan 11 kat daha büyük bir kent parkının yapımıyla uğraşıldığı ve buraya 1 milyar dolara yakın bir para harcanıyor olduğu düşünüldüğünde, konu biraz daha net bir biçimde anlaşılır olur kanaatindeyim.

 

 

WİLLİAMS SQUARE

 

Gençlik yıllarımızda, peyzaj mimarlığı dünyasını anlatan çok az sayıdaki yayını karıştırarak gördüğümüz ve "Vay be! Adamlar neler yapıyor abi!" muhabbetini ballandıra ballandıra uzattığımız dönemlerde, bu muhabbeti yapmamızda en çok pay sahibi olan ikonik örneklerden birinden, Williams Square'den bahsedeceğim!

Minimalist peyzajın en güzel örneklerinden biri olan ve "etkili dokunursan çok fazla dokunmana gerek kalmaz" mottosunun en güzel savunucularından biri olan alan, ünlü heykeltıraş Robert Glen'in gerçeğinden biraz daha büyük (1,5 ölçek diyebiliriz) olarak oluşturduğu Mustang heykellerinin, sanki sudan geçiyorlar ve hareket ediyorlarmışçasına, ayaklarında oluşturulmuş köpüklü su efekti sayesinde dinamizm kattıkları bir etkiyle büyüleyici bir yer. Dallas'ın yapılaşma ve finans merkezi olma adına en gelişmiş bölgelerinden biri olan Las Colinas'ta bulunan alan, tüm Teksas'ın pembe granitten yapılmış tarihi ve ünlü yapısı Alamo Local'den sonra en çok ziyaret edilen yeri olma özelliği de taşıyor. Şimdi kendinizi bu meydanı tasarlayan ekipten birinin yerine koyun ve düşünün; Türkiye kadar büyük yüz ölçüme sahip çok zengin bir eyalette bir proje gerçekleştiriyorsunuz, bu proje "down town" olarak bilinen merkeze çok uzak bir mesafede bulunuyor ve bu alanla ilgisi bulunmayan on binlerce kişi sizin yaptığınız bu alana gelerek onu görmek istiyor! Olabilecek en güzel hislerden biri de budur sanırım. Yolunuz Teksas'a düşerse mutlaka görmenizi tavsiye edeceğim bu alan, merkezden yapacağınız 15-20 dakikalık bir yolculukla ulaşmanızı gerektirecek mesafede. Sabah erken saatlerde giderseniz otopark bulma sıkıntınız daha az oluyor. Meydanı gördükten ve bolca fotoğraf çektikten sonra civarda yapabileceğiniz fazla bir şeyin olmadığını bilmek, günü daha iyi planlamanızı sağlayabilir.

 

 

KLYDE WARREN PARK

 

Sadece Dallas ya da Teksas değil, bence tüm Amerika'nın ve hatta dünyanın en iyi parklarından biri olan Klyde Warren Park, sahip olduğu çok geniş aktivite olanakları ile oldukça popüler bir alanı ifade ediyor. 2012 yılında açılan ve 2 ha'lık bir büyüklüğe sahip olan park, milyarder iş adamı Kelcy Warren'in oğlunun ismini taşımakta. ABD'de birçok parka giriş hava karardıktan sonra mümkün olamazken, bu parkın halka açık olmasına rağmen işletmesinin özel bir kurumda olması nedeniyle, gece 11.00'e kadar erişimin serbest olması Amerikalılar için dikkat çekici bir farklılık oluşturmakta. Birçok yürüyüş yolu, farklı restoran-kamyonları, su oyunları ve çocuk oyun alanlarını bünyesinde barındıran park, ASLA 2017 Ödüllü ve Chicago'daki Lakeshore East Park'tan tanıdığımız The Office of James Burnett tarafından tasarlanmış. İçerisinde köpek parkı, performans alanı, botanik bahçesi gibi farklı bileşenleri de barındıran park, gittiğinizde mutlaka görmenizi tavsiye edeceğim Dallas Sanat Müzesi'nin ve Nasher Sculpture Center'ın da hemen yakınında yer almakta. Burada söylüyor olsam da, hem tüm yazıyı okurken, hem de yolunuzu oraya düşürürken Teksas'ın sıcağının oldukça sıcak olduğunu, soğuğunun ise insanı kemiklerine kadar donduran bir yapıda olduğunu sürekli akılda tutmakta fayda var.

 

 

DALLAS SANAT MÜZESİ ve NASHER SCULPTURE CENTER

 

Klyde Warren Park'ı bitirdikten sonra, Dallas gibi bir kentte araç kullanmak zorunda kalmadan kolaylıkla ulaşabileceğiniz iki yerden bahsetmek istiyorum: Dallas Sanat Müzesi ve Nasher Sculpture Center.

Dallas Sanat Müzesi; sahip olduğu çok zengin koleksiyonlara her gün yenisini eklerken, bunu ücretsiz olarak ziyarete sunması gibi bir jestle de gönülleri fethetmeyi ihmal etmiyor. Peyzaj mimarlığı özelinde ele alırsak, içinden çok dışarıda bulunan plastik objelerle dikkat çekici olan Dallas Sanat Müzesi, ortalama düzeyde sanata ilgisi olan biri için en az iki saat ayırılması gereken bir yer.

Nasher Sculpture Garden ise hiç şüphe yok ki, peyzaj mimarları için çok daha cazip, adından da anlaşılacağı üzere birçok plastik objenin sergilendiği çok özellikli bir açık alanı ifade ediyor. Barındırdığı 300'ün üzerinde heykel ve plastik obje ile sanatseverlerin akınına uğrayan müze/bahçe, birbirinden ilginç geçici koleksiyonlarıyla da hem iç, hem de dış mekânda kendisini ziyaret edenleri kendisine hayran bırakarak Dallas'ın geri kalan kısımlarına yolluyor.

 

 

FOUNTAİN PLACE TOWER

 

Her ne kadar sözünü ettiğimiz şey kırık düzlemlerden oluşan cephesi ile dikkat çeken, 60 katlı ve geç-modern dönem bir gökdelen ise de, ağırlıklı olarak bizi ilgilendiren kısmından, yani yakın çevresi ve peyzaj yaklaşımından bahsedeceğim. Aslında, yapımı sırasında patlak veren bankacılık skandalı nedeniyle kredi kullanımı zorlaştığı için, planlandığı gibi ikiz kule olarak değil, tek başına inşa edilmek zorunda kalmasıyla hayata talihsiz bir başlangıç yapmışsa da, sonrasında peyzaj projesinin de etkisiyle üzerine ilgi çekmeyi başarmış bir yapıdan söz ediyoruz. Yapıya ismini de vermeyi başarmış bu peyzaj, "dans eden" 172 fıskiye ve yapının hemen yanında başlayıp inanılmaz ince bir işçilikle oluşturulmuş havuzlarla kendini hafızalara kazıyor. Bizim Türkiye şartlarında sıklıkla ihmal ettiğimiz bir özellik olsa da, kullanılan peyzaj ögeleriyle bunların ilişkili oldukları bitkisel materyali birlikte değerlendirmek, ABD'de sık göreceğimiz bir durumu oluşturuyor. Bunun doğal bir sonucu olarak, hem oldukça yüksek bir yapının hemen altında kullanılacak bitkisel materyalin bu ölçüye uygun olmasını sağlamak, hem de suyun hemen yanında su-bataklık vejetasyonuna ait doğal bir türü kullanmak adına, bitkisel materyal tercihi Amerikan Bataklık Selvisi Taxodium Distichum'dan yana kullanılmış. Özellikle havuz ve yaya yolu birleşim detayının taban seviyesinde üstten taşırmalı çözümünün kusursuz oluşu ile kullanıcıları olduğu kadar tasarımcıları da etkileyeceğini düşündüğüm alan, neredeyse bir kent parkı haline dönüştürülmüş olması nedeniyle yakın çevredekilerin ve gökdelende çalışanların da Dallas gibi bir petrol, sanayi ve ticaret kentinde nefes alacakları bir yer haline gelmiş. Bu model ABD'de oldukça sık kullanılan ve yatırımcıların vergi muafiyeti gibi avantajlardan faydalanmak için sıkça başvurdukları ve bence çok da yerinde olan bir şey. Umuyorum ülkemizde de büyük yatırımcıların kamuda açık yeşil alan oluşturarak bir takım avantajlar sağlamasının önü açılır ve böylece daha çok kent parkımız olur.

 

FORT WORTH

 

İtiraf etmek gerekirse, çocukluk yıllarımın meşhur dizisi Dallas'ın etkisiyle Türkiye'de çok bilinen bir kent olan Dallas'ın aksine, hemen burnunun dibinde bulunan bir başka büyük kent olan Fort Worth ile tek ilgim, telaffuzunu çok sevmemden ibaretti. "Madem bir Teksas turu yapıyoruz, bari gelmişken bu söylemesi güzel kenti de göreyim" diyerek gittiğim bu şehir, Teksas denince aklıma gelen ilk yerlerden biri olmayı başardı! Bunun en temel iki nedeni var ve ikisi de mesleğimle doğrudan alakalı. Zaten Fort Worth, vizyoner peyzaj mimarlarının bir kenti nasıl marka yapabileceğinin dünya üzerindeki en güzel örneği olabilir! Şimdi kısaca bu yerlerden söz edelim...

 

 

STOCKYARDS

 

Çocukluğu TRT ekranlarında özellikle pazar sabahlarında yayınlanan western fillerini izlemekle geçmiş biri olarak, başıma gelmesini en çok isteyeceğim şey o kasabalardan birinde, mümkünse o zamanda bulunmaktı kuşkusuz. Zaman kısmını kaçırdığım kesin olsa da, mekan kısmını yakalayabilmenin mümkün olduğunu az çok tahmin edebiliyordum. Ama yine de, bunun Stockyards'taki gibi mükemmel bir deneyim olabileceğini asla düşünmemiştim!

Stockyards elbette neticede turizm teması ile oluşturulmuş tarihi western temalı bir kasaba. Ancak turistik tuzaklardan uzak duran ve açık konuşmak gerekirse onları antipatik de bulan bir kişi olarak yine de burayı çok sevdiğimi özellikle söylemek istiyorum. Çünkü tema zorlama değil. İnsanlar gerçekten o kıyafetler içinde, o mekanlarda yaşıyor ve çalışıyor olmaktan mutlular. ABD zaten, bizden farklı olarak, havaalanları ve turistik yerlerde fiyatların ülkenin diğer kısımlarına göre çok yüksek olmadığı bir ülke ama Stockyards'taki fiyatların gerçekten makul oluşu yine de bana şaşırtıcı geldi. Peki, bir peyzaj mimarı nasıl oluyor da turistik bir destinasyonu, ne kadar başarılı olursa olsun, bu kadar övebiliyor? Cevabı basit: Tasarım ve planlamayı fiziksel mekan tasarlamak ve planlamaktan ibaret sayan bizler için, işletme ve yönetim mantığının ne kadar önemli olduğunu gösteren dehşet bir organizasyon yapısı var. Ve bir de çok önemli markaları: Uzun boynuzlu inekler! Teksas'ta gezerken zaman zaman arabaların önüne aksesuar olarak takıldığını göreceğiniz, araçtan daha geniş olan bu boynuzlar, Stockyards'ta ait oldukları esas yerde, yani ineklerin başında, günde iki kez ziyaretçilerle buluşuyor. Olay kısaca şu; Yazın saat 11.30 ve 16.00'da olmak üzere günde iki kez, kışın ise bir kez, 60-70 uzun boynuzlu inek, atların üzerindeki kovboylar ve köpekler eşliğinde kasabayı boylu boyunca turluyorlar! Bu tur boyunca trafik duruyor ve meydan sadece bu ritüele kalıyor. Sıklıkla binlerce kişi, bu gösteriyi izleyebilmek için en ön sırada dakikalar öncesinde yerlerini alıyorlar. Bu kalabalık elbette gösteri bittiğinde araçlarına binip kasabadan ayrılmıyor. Alışveriş, özellikle hediyelik eşya alış verişi, western restoranlarda yemek ve şehir turu sonrasında en çok başvurulan etkinlikleri oluşturuyor. Beni en çok mutlu eden şey ise, kovboy filmlerinden anımsadığım ve bir çeşit kravat olarak değerlendirilebilecek, Teksas'ta "bolo tie" olarak anılan aksesuarı sadece Stockyards'ta bulabilmek oldu.

Stockyards'ı gördükten sonra aklıma gelen bir özeleştiriye de değinmeden geçemeyeceğim. Şu ana kadar aklıma Teksas'ı kazıyan en önemli iki unsurdan bahsettim; Williams Square ve Stockyards. Bunların ikisi de, Teksas'ta zaten var olan iki önemli değeri kendisine bayrak yaparak yükselmiş yerler. Biri Mustang atlarını, diğeri de uzun boynuzlu inekleri ve civardaki yaşam tarzlarını... Yıllardır dünya üzerinde kendisine has yaylacılığı yayla turizmi ile pazarlamaya çalışan bir ülke olarak, yaylaya çıkışı simgeleyen törensel bir geçidi, yaylaya çıkıyorken süslendikleri gibi süslenmiş ineklerle, bunların yanlarında geleneksel kıyafetleri içindeki yaylacılarla, onlarca inekle bir kent merkezindeki, mesela Trabzon'daki ana caddelerden birinde günde iki kez yapsak ne olur ki? Ben bu fikri birkaç kişi ile paylaştığımda ne olacağını gördüm gerçi... Bir gülümsemeye neden oluyor, o kadar. Peki, zaten denenmiş ve başarılı olmuş bir yönteme karşı bu mesafenin ve pazarlama başarısızlığına rağmen buna direnmenin mantığı ne ki? Bir kez daha söylemekte fayda var; Teksas'ın en çok tercih edilen turistik etkinliği, bir kasabada uzun boynuzlu ineklerin yaptıkları geçit! Bizde çok daha özgünü var ama kullanamıyoruz. Gerisi karar verme mekanizmasındaki etkin kişilere kalmış. Ama yolunuz düşerse mutlaka Stockyards'a gidin ve bir tam gün ayırın derim, orası kesin.

 

WATER GARDENS

 

Aslında yapım tarihi olan 1974 düşünüldüğünde, bugün hala buradan bahsedebiliyor olmak bile başlı başına bir başarı göstergesi olsa da, bence Water Gardens'ı başarılı bir kent parkı yapan en önemli özellik, dünyanın başka şeylerle ilgilendiği o dönemde, su gibi bir temayı 3 farklı temel özelliği ile ele alarak mavi meditasyon havuzu, sprey fıskiyeli havuz ve en önemlisi, aktif havuz ile kullanıcı ile buluşturmayı akıl etmiş olması. Her ne kadar beğenerek ve yakından takip ettiğim ünlü tasarımcı Karim Rashid "Tasarımcı, geleceği gören değildir. Herkes geçmişe bakarken şu anın farkında olan kişidir" diyor ve ben buna katılıyorsam da, tasarımcısı Philip Johnson'un Amon G. Carter Derneği için yaptığı bu kent parkını tasarlıyorken zamanın biraz daha ilerisine bir düşünce sistematiği ile hareket ettiğini kabul etmek gerekir diye düşünüyorum.

Sıklıkla "Beton ormanı içindeki cennet" olarak anılan ve özellikle Teksas'ın kavurucu sıcak günlerinde oluşturduğu mikro klima etkisi ile kullanıcıları kendisine çeken park, tıpkı Dallas'taki Fountain Place Tower gibi Amerikan Bataklık Selvi'lerinin bolca kendini gösterdikleri bir alanı ifade ediyor. Söz konusu mikro klima etkisi, temel atraksiyonların her üçünün de giriş kotunun oldukça aşağısında olması nedeniyle daha da hissedilir hale geliyor. Yaz günlerinde oldukça serinletici olan bu etki, kış günlerinde Teksas'ın kuru soğuğunu bir balyoz haline getirip insanın suratına vurmaktan da çekinmiyor. Bu kot farkının en hissedilir olanı, parkın ana atraksiyonunu oluşturan aktif havuzdaki düşüş olup, 11 m'lik bir kaskata ilave olarak 5 m'lik de bir tepe ile iyice belirgin hale geliyor. Kişisel olarak dikkatimi çeken en önemli nokta ise, yer yer 16-17 m'ye ulaşan bu kot farkına rağmen herhangi bir özel güvenlik önlemi alınmamış olması. Havadan nem kapınca birilerine tazminat davası açılmasına alışık olduğumuz bir ülkede oldukça cesur bulduğum bir karar olduğunu söylemeliyim. Bununla birlikte, açıldığı yıldan itibaren birkaç boğulma vakasının olduğu ve bu nedenle mevcut haldeki su hacminin, parkın orijinal halinde planlanandan daha aza düşürüldüğünü de ekleyeyim. 2004 yılında suya düşen 3 çocuk ve onları kurtarmak için suya atlayan bir yetişkinin hayatlarını kaybetmesi nedeniyle geçici olarak kapatılan park, 3 yıl sonra yeniden açıldığında bu acı olayın yaralarını iyileştirmek ve yeniden yaşanmasını engellemek için ana havuzdaki derinlik 3 metreden 60 cm'ye düşürülmüştü. Dünya üzerinde gördüğüm en etkili aydınlatma tekniklerinden biriyle aydınlatılmış olan park, hava karardıktan sonra bambaşka bir kimliğe büründüğü için gece ve gündüz ayrı ayrı zamanlarda ziyaret etmekte fayda var.

 

 

AUSTİN

 

Dünya üzerindeki bütün başkentler, sahip oldukları resmi kurumlar yanında finans merkezi olmalarının da etkisiyle oldukça popüler oluyorlar. İşte, Teksas gibi oldukça güçlü bir eyaletin başkentinin Dallas gibi bir finans merkezi, Houston gibi bir sağlık merkezi, San Antonio gibi bir spor, turizm ve finans merkezi kadar popüler olmaması oldukça şaşırtıcı olsa da, Austin bu hareketli ve zor eyaletin kendi halinde, nispeten sakin başkenti. Gittikçe ve hızlı bir biçimde Amerikan film endüstrisinin önemli merkezlerinden biri haline gelen Austin için oluşturulmuş slogan, aslında kenti özetler nitelikte: "Bırak Austin tuhaf kalsın!" Şimdi gelin, fonda çalan western müziği eşliğinde, sayıları hızlıca artan teknoloji şirketleri sayesinde "yeni silikon vadisi" olarak da tanımlanan kente peyzaj mimarı gözlüğüyle bakmaya başlayalım.

 

 

ANN W. RİCHARDS CONGRESS AVENUE BRİDGE

 

İtiraf edeyim, Austin gittiğimde fazla fikrim olmayan az sayıdaki yerden biriydi. İçinden geçen Colorado nehrinin kattığı güzelliği tahmin ettiğimden, kent merkezinde dolaşıyorken gördüğüm kürekçilerin kente kattığı anlamı garipsemedim. Ama tipinde "Tam soru sorulacak bilge amca" imajı sezdiğim birine yanaşıp "İlk kez Austin'e gelmiş birine ne yapmasını önerirsiniz?" sorusuna aceleyle saatine bakıp "Yarım saatten az kaldı, yakında yer kalmaz. Koş ve kendine köprüde bir yer tut!" deyişiyle anladım ki burası gerçekten tuhaf bir yer!

Amerikalının kastettiği şey tam anlamıyla şok ediciydi; Yarasa seyretmek! 1980'li yılların başlarında, artan taşıt trafiğine cevap vermekte zorlandığı için güçlendirilmesine karar verilen Kongre Köprüsü, bu nedenle bir takım beton bloklarla desteklendiğinde, beton bloklar arasında hiç beklenmedik bir habitat oluşumuna olanak sağlamış oldu. Kuyruklu Meksika Yarasası olarak bilinen Tadarida brasiliensis'ler bu zamandan itibaren göç yolları üzerinde bulunan Austin'in kayalıkları yerine, Kongre Köprüsü'nün altında oluşan bu bloklar arası boşlukları tercih etmeye başladılar. Bunun doğal bir sonucu olarak da, Austin'de bulundukları zaman dilimi içerisinde her günbatımında Kongre Köprüsü'nün altından çıkarak havada daireler çizmeye başladıklarında, kendiliğinden oluşan yeni bir etkinlik tanımlamış oldular! Bu ilginç deneyim, yanında ilginç de bir düşünceyi getiriyor. Bir taraftan elinizde fotoğraf makinası ile çekim yapmaya çalışırken istemsizce şunu düşünüyorsunuz: Aynı şey bizde yaşansa ne yapardık? Aklıma gelen en iyi ihtimalli yaklaşım, "özel bir anlam yüklemeden hayatın olağan akışına devam ederdik" şeklinde oluyor. Bununla birlikte rahatsızlığa sebep olacağı gerekçesiyle boşlukları doldurmak da seçenekler arasında azımsanmayacak bir oranla yerini alıyor. Peyzaj mimarları olarak kentlere dokunurken, var olan doğal ve kültürel potansiyelin neler olacağına dair derinlemesine bilgi sahibi olmanın önemine atfen, yolu Austin'e düşenlere Kongre Köprüsü'nden yarasa seyretmeyi şiddetle tavsiye ediyorum. Yarasaların saat kaçta çıkacakları en az hava durumu hassasiyetinde yayınlanıyor. Dolayısıyla kaçırma ihtimaliniz yok denecek kadar az.

 

 

MT. BONNELL

 

Austin, daha önce de belirttiğim gibi, Teksas'ın geri kalan kısmıyla kıyaslandığında biraz daha ayakları yere basan ve sakin bir kent. Bu durum, kenti yaşayanlar açısından cazip kılsa da, turistler için biraz az seçenek anlamına geliyor elbette... Nasıl olsa ben aksini söylesem de, Amerika'daki her eyalet başkentinde olduğu gibi, yapılması gereken bir ödevmişçesine gidip Capitol binasını (Bunu eyalet meclisi olarak değerlendirebiliriz) ziyaret edeceksiniz. Gerçi Austin'deki bina neredeyse bir kent parkını andıran bir çevreye sahip ve bu anlamda diğerlerine göre oldukça anlamlı ama yine de kişisel olarak bir "olmazsa olmaz" olarak görmüyorum. Kendinize biraz zaman ayırıp kısa sayılabilecek bir arabalı tırmanışla Bonnell Dağı'na gitmeniz ve oradan Colorado Nehri'ne ve kıyısında bulunan milyonlarca dolar değerindeki malikanelere tepeden bakmanız ise mutlaka tavsiye edeceğim bir şey!

1850'lerden beri rekreasyonel olarak tercih edilen bir destinasyon olan Mt. Bonnell, 1969 yılında kültür mirası olarak ilan edilmesiyle resmi bir koruma statüsü de kazanmış oldu. 1836 yılında Teksas'ın bağımsızlığı için savaşan komutandan ismini alan dağ, peyzaj mimarlığı açısından başyapıt sayılmayacak da olsa, bir parka sahip. Bununla birlikte fazla müdahale etmeden kullanıma sunulabilecek kentsel alanlar oluşturmanın mümkün olduğunun ispatlarından biri olan alanda sandviçinizi yerken, aşağıda sandviç fabrikası sahibi muhtemel ailelerin yaşadığını düşünmeniz ilginç bir deneyim olabilir!

 

HOUSTON

 

2.3 milyonluk nüfusuyla tüm Teksas'ın en kalabalık, ABD'nin ise 4. kalabalık kenti olan Houston bizim için elbette en çok basketbol, uzay üssü ve özellikle devlet büyükleriyle ünlülerin sağlık sorunları olduğunda tercih ettiklerini bildiğimiz hastaneleri ile bir sağlık merkezi demek. Oldukça yayılmış bir kent olan Houston'da her daim çok yoğun olan trafikte ilerlemek bir dertse de, trafiğin açık olduğu durumlarda son sürat giderek 1 saatte kentin bir noktasından diğerine ulaşmanın mümkün olduğunu söylediğimde, büyüklüğü biraz daha iyi anlaşılacaktır. Enerji, ulaşım ve her türlü endüstriyel üretim konusunda oldukça önde gelen bir kent oluşu, çoğu gökdelen olan bolca bina, inanılmaz genişlikte yollar ve onlar üzerinde geçen saatler, bununla birlikte kentin her yerinden fışkıran hastaneler, hastaneler ve yine hastaneler demek olunca, Houston hiç de benlik bir kent olmuyor. Ama yine de haksızlık etmeden önemli bazı noktalara değinmekte fayda var.

 

 

THE WATER WALL

 

Eski isimleriyle Williams Waterwall ya da Transco Waterwall; ya da söylerken insanın yaşama sevincini azaltan uzunluktaki şimdiki resmi ismi ile Gerald D. Hines Waterwall Park, Houston'ın Uptown olarak bilinen kısmının tam merkezinde, ünlü Williams Kulesi'nin hemen yanında yer alıyor. Temelde, aslında çok da anlamlı olmayan bir biçimde, yerden aniden çıkan içbükey parabolik ve 20 m yükseklikteki bir duvardan akan su ile karakterize olan ikonik peyzaj mimarlığı örneğini, hemen karşısındaki kule gibi, John Burgee Architects şirketi tasarlamış. Saat 10.00 ile 21.00 arasında çalışan şelale, kent dışından gelen ziyaretçiler kadar Houston'da yaşayanlar için de özel gün fotoğraflarında ve önünde bulunan çok amaçlı çim alan sayesinde her türlü rekreasyonel etkinlik için sıkça tercih edilmekte. 1985 yılında hizmete açılan şelale ve önündeki çim alan Houston'ı bizim hiç de yabancısı olmadığımız bir konuda iddialı bir Amerikan kenti yapmış: Piknik kültürü! Sepetinize dolduracağınız yiyecekleri keyifle yerken bolca fotoğraf çekmek için ideal bir yer olan The Water Wall'a, havanın kararmasına 1-2 saat kala giderseniz hem gündüzünü hem de aydınlatma detayları ile gecesini deneyimlemiş olursunuz.

 

 

SAN ANTONİO

 

Ben çocukken de yemeğin, kitabın, oyuncağın, kısaca her şeyin en sevdiğim kısmını sona bırakırdım ama konu Teksas olunca San Antonio'nun sona kalması tamamen en güneyde bulunmasından kaynaklı güzel bir tesadüf oldu. Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler. Ben Amerika'da yaşayan Meksikalıların hayata ciddi anlamda renk kattıklarını, İspanya'dan devşirdikleri dilleriyle birlikte kültürlerine de bir Akdenizlilik kattıklarına inanırım. Bu yüzden benim için Teksas büyük ölçüde yılın her dönemi hem iklimi hem de fıkır fıkır Meksikalıları ile sıcacık olan San Antonio demek! İnternette yapacağınız aramalar size onlarca park, birçok resmi yapının yakın çevresi ya da özel alanlarını peyzaj mimarlığı açısından önemli yerler olarak ifade edebilir. Siz bana güvenin! San Antonio'ya gidin, aracınızı Riverwalk yakınlarında bir yere park edin ve orada kalacağınız süre boyunca onu unutun. Çünkü San Antonio her ne kadar çok, çok çok büyük bir kent demek olsa ve bu aynı ölçüde çok olanak anlamına gelse de, siz Riverwalk'tan çıkmak istemeyeceksiniz!

 

THE RİVERWALK

 

Size Riverwalk'u anlatmaya şöyle başlamalıyım: Eğer Teksas boyunca kat ettiğim bir rota olmasa, o rota boyunca binlerce araç, yüzlerce kamyon geçmiş olmasam, birçok Teksas kentinde yürümesem ve navigasyonum da olmamış olsa, gözümü Riverwalk'ta açınca kendimi Amerika'nın en zorlu eyaletlerinden birinde değil, şirin bir Akdeniz kasabasında, herkesin birbirini tanıdığı bir balıkçı köyünde falan sanırdım.

Birçok restoran, hediyelik eşya dükkanı, müzikhol, sanat galerileri ve ünlü zincirlerin temsilcileri ile dolu gezinti yollarının, aslında geçmişte çok önemli bir fonksiyonu barındıran bir su kanalı boyunca uzadığı bir kent parkı olan Riverwalk, günün her saatinde canlı ve dinamik bir portre sergilemekte. Kanal boyunca dizilmiş ağırlıklı olarak Amerikan Bataklık Selvilerinden oluşan flora sayesinde yazın sıcak günlerinde de kenti ziyaret edenlerin yardımına koşan alan, aynı zamanda kanal boyunca yapılan kano gezintileri ile de çok popüler. Yakın çevresinde Arneson Tiyatrosu, San Antonio Sanat Müzesi, Pearl, La Villita gibi önemli noktaları da bulunduran parkı var eden kanalın hikayesi, başlı başına çok ilginç ve ekolojik fonksiyonun bir kente hediye ettiği çok önemli bir rekreasyonel alanı doğuruyor.

1921'de 50 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir sel felaketi sonrası San Antonio yönetimi neler yapılabileceği ile ilgili önemli toplantılar düzenlemeye başlamış. Aslında bu kısım bile bizim açımızdan yeterince hazin ama olsun, devam edelim... Bu tarihte, gelecekte oluşması muhtemel bir sel felaketini engellemek için öncelikle sel sularının geldiği kuzeye, bu suların kente ulaşmasını engellemek amacıyla bir baraj oluşturulmasına karar verilmiş. Bu karar yerel halktan yeterince ilgi görmeyip ilerleyen zamanlarda çokça protesto edilince, bu kez 17 yıl sonra, dönemin valisi Hugman tarafından "San Antonio'yu güzelleştirme hareketi" adı altında, olası bir selde kent merkezine dolacak suyu tahliye etmeye yarayacak 4 km uzunluğuna bir kanal inşa edilmesine karar verilmiş. İşte bugün San Antonio'yu San Antonio yapan Riverwalk, halkın direnişini kırmak için alınmış çok zekice bir kararın aynı zamanda son derece yaşamsal bir sel problemi çözümü olmasını ifade ediyor! Riverwalk o kadar başarılı bir park örneği olarak ortaya çıkmış ki, sonrasında Kuzey Carolina'daki Little Sugar Creek Greenway ve Meksika'daki Santa Lucia Riverwalk projeleri, ilham kaynaklarının San Antonio Riverwalk olduğunu açıkça deklare ederek kente teşekkür belgeleri yollamışlar.

Bugün yolunuz San Antonio'ya düştüğünde günlerce kalsanız da sıkılmayacağınız onlarca farklı atraksiyonu bir kanal boyunca toplayan Riverwalk, sürdürülebilir yaklaşımların kentlerin gelişmesine ve turizmi canlandırmasına engel olmayacağını gösteren ve mutlaka görmenizi tavsiye ettiğim çok özel bir örnek! 

 

It was a nice surprise that I realized that many of Texas's great examples of the landscape architecture that it hosts and displays. In my childhood, the Texas curiosity that started on the train journeys of the deep valleys to reach Divriği continued with an 8-cylinder Pontiac on one day and a tour which I would take the province from beginning to end. Now, let's travel to Texas for landscape architects, not entirely, but most iconically.  

Toplam 0 Yorum

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

Yorum Yaz