PHOENİX PARK ÜZERİNE FRAGMANLAR

İbrahim ADIYAMAN

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Her ne kadar bir eser üzerinde varılan sanatsal/estetik kanaatler salt nicel veriler üzerinden vücuda gelmese de, teknik ve istatistiksel kayıtların hafife alınmayacak bir önemi haiz olduğunu biliyoruz. Bu sebeple son altı aydır çok sık ziyaret etme fırsatı bulduğum İrlanda'nın başkenti Dublin'deki Phoenix Park üzerine pek şumûllüce olmasa da teknik veriler ve ben de bıraktığı izlenimler ekseninde -mimari, peyzaj, şehir planlama, ekoloji, poetika ve sanat hakkındaki detay görüşlerim saklı kalmak üzere- bir yazı kaleme almak istedim.

Toplamda 707 hektarlık bir arazi üzerine kurulu olan Phoenix Park, Avrupa başkentlerinde etrafı çevrili en hacimli rekreasyonel alanlardan biridir. Londra şehir parklarının tümünden ve dahası New York'taki Central Park'tan tam iki kez daha büyüktür. Dublin'in 2.5 km batısında bulunan ve totalde 11 km'lik bir taş duvarla çevrili olan park, içerisinde de 22 km'lik yol bulunduruyor.

Parkın isminin etimolojik kökenine inildiğinde Türkçe'ye temiz/pâk su olarak çevirebileceğimiz İrlandaca  ‘fionn uisce' kelime grubuna atıf ağırlıkta olsa da; batıda Phoenix doğuda ise zümrüdüanka, anka kuşu, simurg olarak bilinen mitolojik ögelerle irtibat kurulabileceği cılız daolsa dile getirilmektedir.

Dublin'in bu devasa parkı,  mimari mirasın korunması amacıyla Avrupa Konseyi Anlaşması'nın (Council of Europe Convention) yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra, AB Bakanlar Konseyi (European Council of Ministers)  tarafından -İrlanda Cumhuriyeti'nin de imzacı devlet olması hasebiyle 1986 yılında ulusal-tarihi park statüsü kazandı. Şu an için parkın muhafazası ve yönetimi, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi'nin (ICOMOS International Council on Monuments and Sites) öngördüğü üzere tarihi bahçeler üzerine oluşturulan 1981 tarihli Floransa Tüzüğü (Florence Charter) metnine göre yürütülüyor.

1662 yılında, İrlanda'nın en meşhur valilerinden Ormond Dükü James Bruther tarafından Kral II. Charles adına yapılan park, başlangıçta Liffey Nehri'nin güneyindeki Kilmainham Manastırına ait araziyi de haizdi ve bir kraliyet geyik parkı olarak düşünülmüştü fakat Kilmainham'daki manastırın Kraliyet hastanesi binasına dönüştürülerek parka eklenmesiyle Park bugünkü sınırlarına ayniyle kavuşmuş oldu. Park bir hayli ilerledikten ve olgunlaştıktan sonra, 1747'de Chesterfield Kontu tarafından halka açıldı. Her ne kadar İrlanda'nın bu tek kraliyet parkının oluşumu 1662 yılında start alsa da parkın şu anki peyzaj ve altyapısında 1800'den 1880 yılına kadar alınan tasarımlar ve idari kararlar etkili olmuştur. Park içinde özgün görünüm ve florasıyla dikkat çeken Victorian([1]) People's Flower Garden da yine bu periyotta dizayn edildi.

 

 

REKREASYON

Rekreasyon kelimesinin sözlük anlamını hakkıyla karşılayan Phoenix Park, yıl içinde 2 bin 300'den fazla sportif etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Yetkili spor organizasyonları tarafından salt eğitim amaçlı ya da futbol, Gal futbolu, fırlatma gibi sportif faaliyetlerinin yanında; çeşitli profesyonel grup ve kulüpler tarafından oriyantrik, astronomi, bisiklet, ve model uçak müsabakaları gibi turnuva ve buluşmaların merkezi konumunda yer alıyor.

Bu kulüplerden biri, 1830 daki kuruluşundan beri İrlanda'nın en eski dünyanın ise en köklü kriket kulüplerinden Phoenix Criket Club (Phoenix Kriket Kulübü). 1860'ların başında dönemin İrlanda lord vekili, Park içerisinde bir kriket sahası ayrılmasına ilişkin yasayı parlamentoda destekledi ve yaklaşık dört yıl sonra Nisan 1864'te kulüp ilk karşılaşmasını şu anki Cumhurbaşkanlığı Konutunun (Áras an Uachtaráin) ön bahçesinde yapıyor. Phoenix Kriket Kulübü halen aktif ve karşılaşmalarını şu an Citadel Göleti yakınında gerçekleştiriliyor. Öte yandan, Avrupa'nın en eski polo kulübü olan The All Ireland Polo Club 1873 yılında yine burada kuruldu. Parkın mimari ve biyolojik varlığının korunma politikası nedeniyle, bugün sadece tarihi itibariyle park ile ilişkilendirilebilen kulüplere park içi faaliyet izin veriliyor.

 

 

BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK

Phoenix Park'ın yaklaşık %30'luk kısmı meşe, dişbudak, ıhlamur, kayın, batı çınarı ve atkestanesi gibi başlıca geniş yaprak türünden ağaçlarla örtülüdür. Ormand Dükü onları ilk getirdiği 1662 yılından beri, parkta bir alageyik sürüsü bulunuyor. Şu ana kadar sürüye ilişkin en geniş pupülasyon takriben 1300 olarak sayıldı. 2. Dünya savaşı yıllarında bu sayı kırka kadar gerilerken, bugün için parkta yaşayan çeşitli yaş gruplarında 450 kadar alageyik bulunuyor. Siyah, kahverengi, yaygın ve menil renk kategorilerindeki bu geyiklerin erkek olanları ‘buck', dişileri ‘doe' ve genç olanları ‘fawns' olarak isimlendiriliyor. Phoenix Park ile adeta bütünleşen geyiklerin dışında; tilki, porsuk, tavşan gibi birçok memeli grubundan hayvan türleri de parkın diğer daimi konukları. Park üzerindeki bitki ve hayvan çeşitliliği üzerine araştırma ve incelemeler halen devam ediyor ve bu araştırmalar, memeliler; omurgasızlar, suda yaşayan hayvan ve diğer türler hakkında, özellikle koruma altında bulunan Furry Glen sahasında yapılıyor.

Park ile ilgili benim başlıca ulaştığım veriler aşağı yukarı bunlar. Daha detay bilgi ve verilere Phoenix Park Ziyaretçi Merkezi Baş Rehberi Margaret McGuirk ile irtibata geçebilirsiniz. Size elinden geldiğince yardımcı olacaktır. Ayrıca yeri gelmişken parkın amatör fotoğrafçısı sevgili dostum Alan Murphy'e  ismi geçen fotoğraflarını benden esirgemediği için teşekkürü borç bilirim.

 

PARK İÇERİSİNDEKİ BAŞLICA ZİYARET NOKTALARI

Áras an Uachtaráin, İrlanda Cumhurbaşkanlığı Konutunun geçmisi 1750'ye dayanır ve konut 1782'den 1922'ye kadar Britanya genel valilerine yönetim ofisi olarak hizmet etmiştir.

 

The U.S. Ambassador's Residence (ABD Büyükelçiliği Konutu), 1774 yılında inşa edildi ve başlarda rustik ev olarak kullanıldı. Sonraları baş sekreterlik ofisine dönüştürüldü. 1825 yılında, 1728'te inşa edilen Mountjoy evini de içererek askeri donatım tetkik ofisleri (Ordnance Survey Offices) tesis edildi.

Wellington Testimanial/ Wellington Şehâdetnamesi, Dublin doğumlu olduğu zannedilen Wellington dükü Arthur Wellesley'in girişimleri sonucu, bir şehâdetname olarak Robert Smirke tarafından tasarlandı. 1861 yılında tamamlanan Şehâdetname, şu an için 62 metreden fazla uzunluğuyla Avrupa'daki en yüksek dikilitaştır. Bünyesinde Waterloo çarpışmalardan kalma dört bronz dökme levha barındırıyor.

 

Papal Cross (Papalık Haçı),  Papa  II. John Paul'un 1979 yılındaki papalık ziyareti için yaklaşık 4 dönümlük alana yerleştirilen basit  ancak büyük  bir haçtır.

 

Parkın güney doğusundaki Magazine Fort ise 1611'de Sir Edward Fisher tarafından inşa edilen  loca, 1734'te Dorset dükü Dublin için bir baruthane kurulması talimatını verince, askeri birlikler için 1801'de kaleye ilave olarak yapılan ek binalarla askeri baruthaneye dönüştürüldü.

Phoenix Monument (Phoenix Anıtı), 1747 yılında dördüncü Chesterfield kontu tarafından dikildi. Portland taşından kesilip işlenen anıt, zirvesindeki küllerden yükselen phoenix / zümrüdüanka kuşuyla bir korintiyen sütunu formundadır. Parkın merkezine yerleştirilmiştir ve iki yanı ağaçlarla bezeli Chesterfield yolu üzerinde geniş bir döner adanın ortasında bulunur.

 

Victorian People's Flower Garden (Viktoryen Halk Çiçek Bahçesi) takribinden 1840 da düzenlenen ve 1844 yılında açılan 9 hektarlık bir alandan oluşur. Bahçeler viktoryen hortikültürünün gösterimi açısından bir imkân temin eder. Süs havuzları, çocuk oyun alanları, piknik alanı bahçenin donatı unsurlarından bazılarıdır.

 

Chesterfield yolu üzerinden ulaşılan Ashtown Demesne (Ashtown Malikanesi), her yaştan insan için kompleks bir cazibe merkezidir. Bunlar, Ashtown Castle, Victorian Kitchen Walled Garden, Phoenix Park  Visitor Centre, The Phoenix Cafe, araç ve otobüs parkı, uzun orman yürüyüşleri, piknik oyun alanı vb.

 

Phoenix Park  Visitor Centre (Phoenix Park Ziyaretçi Merkezi), Park ziyaretçileri için bir danışma ve rehberlik ofisi mahiyetindedir. İçerisinde park ve Dublin tarihine ilişkin mini bir müze ve parkın tarihi sürecini işleyen bir video gösterimi yapılıyor. Bununla birlikte atıştırmak ya da uzun park gezisi sonunda bir şeyler içerek rahatlamak için ziyaretçi merkezi yakınlarındaki Phoenix Cafe'de bir dizi ev yapımı yiyecek içecek servisi mevcut.

 

The Victorian Tea Kiosk (Viktoryen Çay Büfesi) ise piknik alanında çay türleri ve atıştırmalık catring imkânı sunuyor. (Dublin Hayvanat Bahçesine ve Band Hollow arasında bulunur.)

 

Band Hollow yaz aylarında müzikal performanslara ev sahipliği yapan açık hava etkinlik noktasıdır. Her yıl ülke içinden ve dışından yüzlerce sanatsal aktiviteye ev sahipliği yapıyor.

 

Dublin Zoo (Dublin Hayvanat Bahçesi) 1830'da parkın doğudaki Parkgate girişine yakın olarak konumlandırıldı.

 

Victorian Walled Kitchen Garden (Viktoryen Duvarlı Mutfak Bahçesi) Her ayın ikinci cumartesi günü 10.30 ile 12.30 saatleri arasında restore edilmiş mutfak bahçesini ziyaret edebilir, bahçıvanları Meeda ve Brian ile tanışabilir; bahçe ve hortikültüre ilişkin keyifli bir sohbet gerçekleştirebilirsiniz. Birbirinden farklı sebze ve bitkilerin tohumlama, bakım, söküm ve hasat aşamalarını şahit olabilirsiniz.

 

 

PHOENİX PARK ÜZERİNE FRAGMANLAR

I.                   Tim Waterman'ın peyzaj mimarlığını tanımlarken, tüm teknik bilgi ve uygulama hünerlerinin dışında, asıl maharetin, bir bahçe ya da herhangi bir dış mekânı belli bir bağlam içerisinde görülebilmesinde yattığını vurgulamakta çok haklıydı. Bağlamdan kasıt yalnız belli bir sanatsal/estetik ahenk değil elbet. Sosyal, kültürel, çevresel ve tarihi faktörlerle birlikte, doğal sistemlerin işleyişindeki ahenk/bağlamı fark etmek ve mümkün olduğunca korumak ve devamlılığını sağlamak da bu maharetin bir diğer yüzünü oluşturuyor. Öyle ya, modernliğin çelişkilerinden bir çelişkidir: doğal sistemler hakkında bugüne kadar hiç bu kadar kapsamlı bilgiye sahip olmamışken, ona hiç bu kadar fazla zarar vermemiş olmamızdır. Burada, bu devasa parkta yüzünüze vurulan ilk gerçek; derin ve uçsuz bir yeşil denizden önce, bilmek(ilim) ile bilgi sahibi olmak(mâlumat) arasındaki derin fark oluyor.

 

II.                Şehirleri yok eden modern-postmodern şehircilik, batılı aydınlanmanın başlangıcından itibaren doğal ve insani çevreyi ele geçirerek eko-kapitalizm kisvesi altında sahte bir kır ortaya koyuyor ve bunun üzerine biz, bu bakış açısının en önde gelen örneği Central Park'ı bir peyzaj/doğa harikası ilan edebiliyoruz. Burada bahis Central Park'ın bioçeşitliliği ya da -benim de özümsediğim- asimetrik üslubu değil, tüm tarih, gerekçe, müessir, mimar vb. unsurlarıyla Central Park Fikri'dir. Phoenix Park'ı bu tespitten ayrı tutmak gerek çünkü burada, park duvarlarının dışında çelik beton ve filmli cam yığınları değil yeni bir kır başlıyor. Daha doğrusu mevcut kır devam ediyor. İlaveten, yerinde bir M. Cân Özdemir tespitiyle, bu devamlılık, New York ve muadili modern uzay kentlerin yıkıma dayalı yapay kır oluşumları gibi; civardaki konut/hâne edinimlerinde olası bir fırsat eşitsizliğinin önünü kesiyor.

 

III.             Amacım karşılaştırmalı bir park/bahçe okuması yapmak değildi fakat peyzaj mimarlığı ve peyzaj mimarisini dünyaya tanıtan Frederick Law Olmsted'in park içinde üzerine titrediği asimetrik/doğala yakın olma çabası, bir cetvel yardımıyla çizili vermiş çehresinin yanında eriyip gitmeye mahkûm. Tasarımcımızın tahayyülünde ne vardı ya da bürokratik/politik ilişkileri neydi? Bay Olmsted maddelerin simetriye değil simetrilere sahip olduğunu biliyorduysa, tıpkı dini semboller gibi ve günümüzün küresel marka logolarında gördüğümüz gibi simetri üzerinden bir güç/iktidar dayatması mıdır aşikâr olan? Tamamen kontrol/erk amaçlı cetvelle çizilmiş kent planlarını incelemek insan varoluşuna yapay ve yüzeysel simetriyle nasıl saldırıldığı rahatlıkla görülecektir. Diğer yanda okyanusun karşı tarafında, birkaç cetvel zihinli müdahaleye rağmen simetriyi yok edip rüzgârlara yem yapan 707 hektar.

 

IV.             İçinden vapur geçen botanik bahçesi, neden bir peyzaj mimarı değil de İsviçreli bir ressam tarafından hayal edilir sahi? Şöyle anlatmaya çalışalım. Sanatçının ya da müessirin tahayyül ve müktesebatı eserin şekil ve özünde doğrudan etkin iki unsurdur. Bir avuçluk çini deseninden beş kelimelik bir şiir dizesine kadar her gerçek sanat eseri, alıcısı tarafından alımlandığında çeşitli düzeylerde bir katharsise neden olur. Ve bu an eserin kendisinin esaslığını sınama noktasıdır. Burada sanatçı ile sihirbazın farkına değiniyor Bachelard ve ‘şairleri okumak/Bir sanat eseriyle yüzleşmek, özünde düşlemedir, diyor. Çünkü şair düş kurdurur sihirbaz eğlendirir. Şimdi burada asıl sormamız gereken şu: Bizim peyzaj mimarlarımız şairliği mi yoksa sihirbazlığı mı seçecek?

 

V.                Şu ana kadar genellikle sihirbazlığı ve daha kötüsü kısmen ucuz bir eklektisizmi seçmiş görünüyorlar. ‘Yaptım uydu'cu bir tavırla renk uyumu ve basit simetrik balanslarla ortaya çıkarılan uygulamalar; Andre Bazin'in sinemada vurguladığı alan derinliğinden (ve doğal olarak düşleme'den)  uzak, başarısız bir poliekran yöntemiyle simülasyon konumundan öteye geçemiyor. Burada çıktının neliği pek mühim değil. Sanatta (peyzajı da sanat alanına dâhil ediyorum) ruhsuzluğun sonuçları bin bir çeşit olabilir. Fakat bu ruh eksikliği, her başarısız(Sanatsal) ürünün bir yerinden bir şekilde kendini açığa vuruyor. Sözgelimi eloğlu 20 hektarlık bir alanı yalnız çim olmak üzere bomboş bırakıp benliğimizdeki bir gediği doldurabiliyorken, biz halen hiçbir estetik karşılığı olmayan, rakam, renk uyumu ve temel geometrik şekiller ile övünebiliyoruz.

 

VI.             Eksen kayması olarak da isimlendirebileceğimiz bu kısırlaşmanın peyzaj mimarlığı/mimarisi alanındaki tezahürünü ve son tahlilde gelinen noktayı şu basit örnekle açıklamaya çalışalım: Osmanlı İmparatorluğu'nun hemen her döneminde, cami, medrese, külliye, imarethane, çarşı gibi şehrin yapıtaşlarının çevre düzenlemesi ağırlıklı olarak çınar gibi uzun ömürlü ağaç türleriyle bezenirken; özel konutlara ait bahçelerde evin geçimliği için sebze ve ömrü 20 yılı geçmeyen meyve türleri tercih ediliyordu. Fertlerin faniliği ve devletin ebed-müddetliğine matuf bu bilinç şu an yerini tam tersi bırakmış durumda. Kamu alanlarında geçici ve anlık beğenilere yönelik tercih ve uygulamalar baskınken, özel mülkiyetlerde ise tam aksi yönde eğilimler hâkim. Çağdaş Hollandalı sanat eleştirmeni Camiel van Winkel "Bugün yaşadığımız dünya" diyor, "yukarıdan aşağıya, merkezden periferiye tüm kültürel ve sosyal sicilleri baypas eden bir görünebilme rejiminden ibarettir."

 

VII.          Her ne kadar coğrafi ve kültürel olarak bize çok uzak bir milletin ürünü olsa da kendi içerisinde poetik ve tarihsel bir tutarlılığa sahip olan Phoenix Park'ı dolaşırken aldığım notlar aşağı yukarı böyleydi.  Derleyip bütün bir kompozisyon yapma gereği duymadım. Sıçramalı olanın -belirli bir dert ve altyapıya dayanmak şartıyla- okurda yeni bakış açılarına neden olacağına inanıyorum.

 

 

KAYNAKÇA

-Architecture, East and West, R. Phené Spiers, Batsford, 1905

-Showing Off!, A Philosophy of Image, Jorella Andrews,Bloomsbury,2014

-Symmetry, A Very Short Introduction, Ian Stewart, Oxford University Press, 2013

-Peyzaj Mimarlığının Temelleri, Tim Waterman, Literatür, 2012

-Osmanlı Şehri, Turgut Cansever, Timaş, 2013

-Modern Sanat Üzerine, Paul Klee, Altıkırkbeş Yayın, 2013,

-Gösteri Toplumu, Guy Debord, Ayrıntı, 2012

-Büyük Sinema Kuramları, J. Dudley Andrew, Doruk Yayıncılık, 2010

-Mekânın Poetikası, Gaston Bachelard, İthaki, 2014

-İslâm'da Şehir ve Mimari, Turgut Cansever, Timaş, 2013

 

 

 

 


 

([1])  Victorian/Viktoryen kelimeleri, Büyük Britanya Kraliçesi Victoria'nın dönemini ve aynı zamanda bu dönemle anılan bir mimari üslubu niteler.

Toplam 0 Yorum

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

Yorum Yaz