“ŞEHİRLERİMİZDE, KADÎM KÜLTÜRÜMÜZÜN İZLERİNİ ARIYORUZ”

16 Ekim 2017 Pazartesi
“ŞEHİRLERİMİZDE, KADÎM KÜLTÜRÜMÜZÜN İZLERİNİ ARIYORUZ”

AK Parti Çevre, Şehir ve Kültürden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı - Samsun Milletvekili - Peyzaj Yüksek Mimarı Çiğdem Karaaslan ile Plant Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Adıyaman AK Parti Genel Merkezi'nde görüştü. Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan, Plant Dergisi'nin sorularını yanıtlayarak yeni çalışmalar hakkında bilgi verdi. Çok yeni bir proje olan ‘Şehrim 2023'ün detaylarını anlattı. Karaaslan, Adıyaman'a peyzaj mimarlığından şehir planlamaya, ekolojiden estetiğe kadar birçok konuda görüşlerini aktardı. Karaaslan, şehirler üzerinde yapılan yeni çalışmaları değerlendirirken, "Şehirlerimizde, kadim kültürümüzün izlerini arıyoruz" dedi.

 

 

 

Samsunlu bir ailenin kızı olarak 1979 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Çiğdem Karaaslan için mimarlık belki de hayatta bildiği ve istediği tek meslek. Babası da mimar olan Çiğdem Karaaslan, bu yüzden çocukken mimarlık dışında bir hayal kurmamış. Bilkent Üniversitesi Fakültesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü'nü yüksek şeref öğrencisi olarak bitirmiş. Eşi de peyzaj mimarı. Erkek kardeşi ise mimar.

 

Karaaslan Bilkent'teki başarılı lisans eğitiminin ardından Ankara Üniversitesi'nde ‘Tarihi Kentlerde Kimliksizleşme Sorunu' üzerine yüksek lisans tezini tamamlamış. Şu sıralar Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde Sosyal Politikalar bölümünde doktora öğrencisi. Derslerini tamamladı, ‘Savaş ve terör sonrası şehirlerde yeniden yapılanma' olarak belirlediği tezi üzerine çalışıyor. Biz de sohbetimize buradan başlayalım istedik.

 

 

Çalışmanız dâhilinde -başlıktan öyle bir izlenim oluştu bende-  herhangi bir saha çalışması yapmayı düşünüyor musunuz?

 

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Politikalar Bölümünde doktora derslerimi tamamladım. Şu anda tez aşamasındayım. Savaş ve terör sonrası şehirlerin yeniden yapılanma süreçleri üzerine literatüre katkıda bulunmak istiyorum. Maalesef, bulunduğumuz coğrafyada çatışmalar cereyan ediyor ve bunlarla ilgili akademik bir çalışma yapmak istiyorum. Yapacağımız çalışmanın bir tarafında maalesef terör de var. Tabii saha çalışmamız da olacak. Maalesef Türkiye'de de son dönemde yaşanan örnekler var. Bazı bölgelerimizde konuyla ilgili dönüşüm çalışmalarımız mevcut. Bu çalışmaları da yakinen takip ediyorum. Bu dönüşüme bilimsel bir altlık olabilmesi için böyle bir akademik çalışmayı önemsiyorum.

 

 

Mesleğiniz gereği sektörün farklı aşamalarını tecrübe ettiniz. Akademik kariyeriniz de şu anda bulunduğunuz konuma çok uygun...

 

Gerçekten öyle... Milletvekili seçildiğim güne kadar mesleğimi yaptım. Milletvekili seçildikten sonra yoğun bir tempoda çalışacağım için mesleğimi yürütmem doğru olmazdı. Ama okulu bitirdikten sonra eşimle birlikte bir fidanlık açtık. Fidanlık tecrübem oldu. Uygulamalar yaptık, orada botanik bilgi ve görgüm pekişti. Bitkileri daha yakından tanıma fırsatımız oldu, fakat bir süre sonra gördük ki, biz aslında  işin zihinsel/sanatsal boyutuna yönelmek istiyoruz. Heyecan ve özveriyle, tasarım ve projelere ağırlık vermeye başladık.

Dediğim gibi sektörün birçok merhalesini tecrübe edinmiş birisiyim. Bu bağlamda sektörün ve meslektaşlarımızın sıkıntılarını, sorunlarını yakinen biliyorum. Milletvekilliği ve aynı zamanda Genel Başkan Yardımcılığı görevlerini aldığım günden beri de mesleğimi ve akademik eğitimimi konumuma yansıtmaya gayret ediyorum. Uzun yıllar tanınması ve anlaşılması için mücadele ettiğimiz "peyzaj mimarlığı" disiplinini için uğraş verdim ve bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğim.

 

 

Ülkemizin kahir ekseriyeti deprem bölgesi olarak nitelendiriliyor. Bu hususta kentsel açık yeşil alanlarla ilgili neler yapılıyor?

 

Deprem denildiğinde, tabiî ki insanların ilk aklına gelen fiziki mekanlar oluyor. Fiziki mekanların insana verdiği ya da verme riski olan zarar ve bunların bertaraf etme yönünde yapılan çalışmalar ilk akla gelen. Ama aynı zamanda deprem riskiyle mücadele etmek demek, fiziki mekanlar kadar alt yapıyı buna hazırlamak ve yeşil alan kullanım bütünlüğünü birlikte tasarlamış olmak demek. Bu gerçeği biliyoruz!

Allah korusun, böyle bir risk hayata geçtiğinde bunların hepsi çok büyük önem arz ediyor olacak. Dolayısıyla biz şehirlerde fiziki mekanların dışında açık yeşil alanların artırılması için bir çaba içerisindeyiz. Bu çabanın birçok farklı yönleri var. Birincisi şehircilik anlayışı. Deprem gerçeği ile baş etmek zorunda olan bir ülkede yaşıyoruz. Bununla mücadele bağlamında kentsel dönüşüm yoluyla büyük bir çalışma yürütüyoruz. Tabiî ki, 99 öncesi Türkiye'nin sahip olduğu yapı stokunun çok kalitesiz olması hasebiyle uzun yıllar devam edecek bir çalışma bu. 7.5 milyon kadar bir yapıdan bahsediyoruz. Bu kadar büyük bir sayının bir çırpıda dönüştürülmesi çok mümkün görünmüyor. Bu bir süreç ama bu süreçte çok hızlı ilerliyoruz. Bizim bahsettiğimiz dönüşüm sadece bir çöküntü alanı ya da artık sağlığını yitirmiş bir alanı yıkıp yerine yenisini yapmak değil. Bu dönüşümü gerçekleştirirken aynı zamanda diğer bütün kentsel kaygıları da içinde eritmek durumundayız. Yeni oluşturduğumuz kentsel dönüşüm alanları engelliler açısından ulaşılabilir olmalı, çocuk dostu olmalı, kadın dostu uygulamalar olmalı. Bunun yanı sıra artık yeni yaşam alanlarında enerji verimliliği mutlaka göz arda edilmemeli. Aynı zamanda olmazsa olmazımız yeşil enerji. Kendi enerjisini kendisi üretebilen, kendi atığını yönetebilen çevresiyle uyumlu, çevre dostu yapılar ortaya koymak. Ve yapıların dışında kalan bütün alanları uyumlu bir şekilde birlikte kurgulamak gibi bir iddiamız var. Bunun için çalışıyoruz. Hiçbirimiz mevcut yaşadığımız şehirlerdeki aksaklıkların gelecek nesillere sirayet etmesini istemiyoruz. O nedenle, başta meslekten gelen bizlerin çok büyük sorumlulukları var. Bu anlamda hem meslekten gelen hem de siyasi olarak karar alma mekanizmasının başında bulunmaktan dolayı sorumluluğumuz artıyor. Bunun da farkındayız, bilincindeyiz ve bu konuda da hızlı önlemler alarak hayata geçiriyoruz.

 

 

MEDENİYETTEN GÜCÜNÜ ALAN ŞEHİRLER

 

Kentsellikten konu açılmışken... Cansever'den mülhem hatırlatmak ve sormak isterim: Kentlerin alt ve üst yapı yatırımlarını diğer, engelli, çocuk ve kadın dostu olması ve dayanıklılık gibi kriterler yönünden tamam olduğunu görüyoruz fakat; estetik kaygıları biraz göz ardı ediyoruz gibi geliyor bana, siz ne dersiniz?

 

Elbette eleştirilecek çok şey var. Bizler de bu eleştirileri zaman zaman yapıyoruz; çünkü eleştiri, özellikle yapıcı eleştiri bizleri daha ileriye taşıyacak bir yöntemdir. Şehirlerimizin bugünkü durumuna baktığımızda bunu 20 yılla falan açıklamak mümkün değil, bu 1950'lerden, 45'lerden bu yana gelen bir sorun. Köyden kente yoğun olarak gerçekleşen göçün hızlı ve sağlıksızca oluşmasıyla beraberinde getirdiği çarpık yapılaşmayla başlar. Onun sonrasında da bir silsileyle çığ gibi büyüyen ve bugünlere devreden ama bugün bile hala tam anlamıyla şehir, medeniyet, estetik gibi unsurları bir arada harmanlayarak ortaya istediğimiz neticeyi çıkaramadığımız bir alandan bahsediyoruz. Bunun için de artık biz şehir dediğimizde sadece fiziki mekanları düşünmememiz gerekiyor. Zaten Turgut Cansever de bunu söylüyor; şehir medeniyettir, şehir insandır, şehir öğretmendir, şehir yaşamın ta kendisindir. İşte bundan koptuğumuz anda, şehir sadece ev, konut, ticaret üçgeninde dönmeye başladığı anda insan hayatı da verimliliği öldüren bir kısırdöngüye dönüşmeye başlar. Dolayısıyla biz şehirlerimizde medeniyetimizin bize sunduğu o kadim kültürün izlerini arıyoruz. Şehirlerimizde çoğu zaman bunu bulamıyoruz. Öte yandan hala tarihi kent kimliği çok güçlü olan, Anadolu coğrafyasının bize sunmuş olduğu zenginlikleri içinde barındıran şehirlerimiz var. Bu noktada iki konu önemli. Bir, bu tarihi şehirlerimizi korumak. Ama restore edip bırakmak asla değil, yaşatarak korumak. İkincisi de kurguladığımız yeni yaşam alanlarında sadece asgari ihtiyaçlara cevap veren değil, mutlaka ötesindeki beklentileri de karşılayan estetik kaygısı olan şehirler oluşturmak.

Çevresiyle uyumlu, doğaya saygılı, açık alan kullanımına sahip, bir çocuğa büyürken çok farklı duygular hissettirebilecek şehirler oluşturmak. Artık hangimiz bir çınar altının gölgesinde oturup sohbet ediyoruz. Bugün bunlar kayboluyor. Belki de bugün bizleri bu kadar tahammülsüz ve gergin kılan işte hayatımızdaki bu noksanlık. O nedenle peyzaj mimarlığı çok önemli bir disiplin; çünkü bitkiyi sadece bir materyal olarak kullanmıyorsunuz, bitki ya da diğer materyallerle izleyicisine bir estetik bir zevk ve ruhsal doygunluk temin ediyorsunuz. Dış mekan uygulamalarını sadece teknik bir kaygıyla yapmıyorsunuz. İnsanlara bir his aktarma gayretiniz var. Sizin kağıt üzerinde çizimini yaptığınız o proje yıllar sonra bile insanlara o duyguyu aktarabiliyor. O yüzden peyzaj mimarlığı disiplininin Türkiye'de gelişmesi yönünde hepimizin çaba göstermesi gerekiyor.

Bugüne kadar özellikle şehircilik alanında yapılan hataları bertaraf etmek için uzun yıllardır mücadele ediyoruz. Maalesef şehirlerimiz yapboz tahtasına dönüşmüş. Bu da bizim şehirlerimizi kimliksiz kılan önemli bir durum. Oysaki bizim şehirlerimiz çok önemli değerlere sahip. Her şehrin kendi başına çok kıymetli değerleri var.

Bizim bugünkü çabamız bu değerleri gün yüzüne çıkartmak. Bu değerleri hayatımızın bir parçası haline getirmek. Aynı zamanda bu parçalara yenilerini eklemek. Bunu da taklit ederek yapamayacağımızı da biliyoruz. Geçmişten beslenen, medeniyetten gücünü alan ama aynı zamanda 2017 yılının ihtiyaçlarına karşılık veren, bugünün teknolojisini de içinde barındıran yeni bir anlayışa ihtiyacımız var. Türkiye'de bu anlayışın da güzel örneklerini görmeye başladık. O nedenle de mutluyuz.

 

 

Çevre Dostu Şehirler projesini yürütüyorsunuz. Proje çalışmaları ne aşamada?

 

Çok dinamik bir süreç yaşıyoruz. Birçok değerli isimle bir arada çalışıyoruz. Onlardan besleniyoruz, fikirler alıyoruz ve geri dönüşler de bizi ileriye taşıyor.

5 tane tema belirledik. Bunlar; Çevre Dostu Şehirler, Kadın Dostu Şehirler, Sanat Dostu Şehirler, Engelli Dostu Şehirler ve Çocuk Dostu Şehirler. Bu konularda Türkiye'nin duayen isimlerini davet ettik ve bir dizi çalıştay gerçekleştirdik. Şimdi bütün bu çalıştayların finalini yapacağız. Günümüzde artık şehirlerin farklı öncelikleri var. Örneğin, çocuk dostu şehir dediğimiz zaman bu konunun bir şehir, bir ülke için ne kadar önemli olduğunu işin içine girdikçe, derinlemesine düşünmeye başladıkça keşfediyoruz.

 

 

Bu projeyle amaçlanan nedir, biraz açar mısınız?

 

Şehirleri farklı yönleriyle ele almak istiyoruz. Farklı uzmanlık alanlarının bir şehre katacağı farklı nitelikler olduğuna inanıyoruz. Disiplinler arası çalışmayı önemsiyoruz. Bir şehirde karar verici sadece yerel yönetimler olmamalı. Ya da sadece o anki siyasi aktör olmamalı. Veya sadece teknik birkaç isim olmamalı. Multidisipliner bir çalışma ekibiyle birlikte birçok farklı gözden meseleyi anlamaya ve buna yönelik somut adımlar atmaya çalışıyoruz.

Türkiye için bundan sonra 2019 yılı çok önemli bir tarih. Hem Türkiye'nin geleceği hem de şehirlerimizin geleceği için. Özellikle belediye başkanlarımızla yaptığımız istişarelerde, bundan sonra şehirlere bir uygulama yapılırken uygulamaların tek bir boyutla yapılmamasını istiyoruz. Biliyoruz ki, bizim belediye başkanlarımız uygulamalara tek boyut olarak bakmıyorlar ama hala bu şekilde düşünen varsa bunu bakış açısını değiştirmesini istiyoruz. Uygulamalar ne kadar çevre dostudur, uygulama engelli vatandaşlarımız için ulaşılabilir mi, kadınlar göz arda edilmiş midir, yeterince aydınlatma mevcut mudur? Uygulamalar bu şekilde değerlendirilmeli. Aynı zamanda sanat ve kültür açısından uygulama şehre ne katıyor, şehrin siluetine, tarihsel kimliğine, sosyo-kültürel dinamiklerine uygun mudur? Mekansal uygulamalara bundan sonra bu çerçevede bakmak gerekiyor. Tüm bu kriterler gerçekleştiği zaman o uygulama hayata geçirilmeli. Bundan sonraki bakış açımız bu olacaktır.

Tüm bu çalışmalar için Türkiye'nin uzman isimleriyle bir araya gelerek aylardır bu çalışmaları yürütüyoruz. Bu çalışmanın sonunda da bize bir yol haritası çıkacak. Bu yol haritasıyla birlikte de bizler şehirlerimizi 2023'e taşıyacağız.

 

 

Bahsettiğiniz kriterlerin hayata geçirilmesi ile ilgili, bu, yerel yönetimlere görüş bildirme şeklinde mi olacak? Yoksa bir kodifikasyon ile çeşitli müeyyidelerle bağıtlanması söz konusu mu?

 

Tabii bizler bir icra makamı değiliz. Politikalar üretmekle sorumluyuz. Türkiye'nin gelecek vizyonuna katkı veren bir ekibiz. Yine de bizim yaptığımız çalışmaların havada kalmaması önemli. Bunun için de icra makamımız olan bakanlıklarımızla koordineli bir şekilde çalışıyoruz.

Sayın Genel Başkanımıza karşı sorumluluklarımız var. Onun elini güçlendirecek çalışmaları ortaya çıkartmaya çalışıyoruz. Bu nedenle de bu çalışmaların hiçbiri birbirinden bağımsız yürüyen işler değil. Yürüttüğümüz bu çalışmalar sonunda Türkiye'nin geleceğinin şekillendiği yol haritasına dönüşen işler. Bütün bu akademik tartışmalar sonunda somut adımlara dönüşecek.

 

 

Kuraklık dünyamızın en büyük sorunlarından birisi olarak önümüzde duruyor. Bu hususta şehirlerde ve belediyelerin kamusal yeşil alan çalışmalarında kurakçıl bitkiler kullanması konusunda ne gibi çalışmalarınız bulunuyor?

 

Daha geniş bir perspektiften konuyu ele almamız gerekirse, iklim değişikliği konusunu yoğun olarak çalışıyoruz. İklim değişikliği konusunu maalesef doğal afetler yaşandıktan sonra kamuoyunun gündemine geliyor. Oysaki iklim değişikliği artık kabul etmemiz gereken ve bununla yaşamayı öğrenmemiz gereken bir gerçek. Bu açıdan baktığımızda, bununla alakalı olarak önlemlerimizi alıp hayata geçirmemiz gerekiyor. Az önce de bahsettiğim gibi, kentsel dönüşümü sadece mekansal bir dönüşüm olarak değil aynı zamanda daha yaşanılabilir bir çevreyi oluşturabilmek adına yapıyoruz.

Önümüzdeki günlerde iklim değişikliği ile alakalı olarak belediyelerimizin alması gereken önlemler konusunda çalıştay düzenleyeceğiz. Belediyelere tavsiye edeceğimiz önleyici maddelerden bir tanesi de kurakçıl bitkilerin kullanılması. Uygulamaların çoğunluğunu yerel yönetimler yaptıkları için bu önemli bir husus. Peyzaj elemanlarının kullanılması hususunda çoğunlukla bir modanın var olduğunu gözlemliyoruz. Örneğin, Akdeniz bölgesindeki bir uygulama bir süre sonra Türkiye'nin farklı yerlerinde görülebiliyor. Çoğu zaman bitki türü uygun olmasa bile... Sonuçta da hem maddi hem de manevi olarak büyük zararlar ortaya çıkıyor. Artık böyle bir lüksümüz yok. Moda yerine çevreyi düşünmek zorundayız. Bundan sonra her şeyi çevre dostu olarak düşünmek zorundayız. Bu bakış açısı özellikle büyükşehirlerimizde önceliklerimiz arasında yer almalı.

Kurakçıl bitkilerin özelliklerini hepimiz biliyoruz. Mümkün oldukça az su isteyen, az bakım isteyen kalıcı bir niteliğe sahip. Ama bizim için kullanılan bitkinin sadece kurakçıl olması da yeterli değil. İklime ve topografyaya uygun bitkilerin kullanılmasını arzu ediyoruz. Konuya bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşıyoruz, bunu da belediye başkanlarımıza aktaracağız. Şehirlerde uygun bitki kullanımını iklim değişikliği perspektifinde ele alıyoruz. Bu konuda da ciddi politikalar oluşturuyoruz. Ülkemizin bu konuda öncü olması gereken önemli özellikleri var.

Biliyorsunuz, son dönemde yenilenebilir enerji ile ilgili çok önemli adımlar atıldı. Rüzgar enerjisine yönelik büyük bir ihale gerçekleştirildi. Biz bütün bunları bir bütün olarak görüyoruz. Bu çerçevede alt başlıklarımız var. Bunlardan birisi de yerel yönetimlerin dikkat etmesi gereken hususlar. Kurakçıl bitki kullanımı da bunlardan birisi...

 

 

ŞEHRİM 2023

 

Yakın bir geçmişti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan şehirleşme ile ilgili dikeyden ziyade yatay şehirleşmelerden yana olduğuna yönelik bir açıklama geldi. Siz, yatay şehirleşmeyle ilgili nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

 

Sayın Cumhurbaşkanımızın farkındalık oluşturan ve aynı zamanda Türkiye'yi harekete geçiren açıklaması oldu. Her şeyden önce bu çok önemli! Cumhurbaşkanımızın, biraz zorlayıcı bir yapıyla, ‘yapın artık bunu, bu şehirler bize yakışmıyor' dediği bir durumla karşı karşıyayız. Cumhurbaşkanımızın, belediye başkanlığından beri gelen tecrübesini Türkiye'nin şehirlerine aktarma çabası çok değerli. Bizler de bunun bir parçası olmak için mücadele veriyoruz.

Bir şehir iki yönüyle ele alınmalı. Öncelikle, şehirlerin mevcut dokusu var. Bizleri rahatsız eden kısımlarını ıslah ederek insana yakışır, yaşanabilir uygulamalar ortaya çıkartmaya çalışıyoruz. Bunun yanında bir de ihtiyaç doğrultusunda yeni alanlar üretiyoruz. Bu yeni alanları üretirken de söz ettiğimiz kriterleri dikkate alarak bunu yapıyoruz. Ancak mevcut şehirler üzerinde çalışırken şehrin dokusuna zarar vermeden ciddi müdahaleler yapmak zaman ve büyük özveri isteyen bir süreç.

Öncelikle işin felsefesine bakmak lazım. Bugün şehirleşmeyle ilgili önemli kararların eşiğindeyiz. Yeni iddialara ihtiyacımız var. Yeni ilkelere ihtiyacımız olan bir dönemdeyiz. Bu amaçla Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın çalışmaları çok kıymetli. İmar Mevzuatı üzerinde yapılan yeni bir çalışma var. Bu oldukça önemli. Burada biz aslında bir arayış içerisindeyiz. Bu arayışımız da şu; medeniyetimizin bize sunduğu bütün özelliklere sadece mekansal olarak bakmıyoruz. Bize hissettirdikleriyle birlikte bakıyoruz. Medeniyetimizin izlerini takip ederek geleceğe gidebileceğimizi biliyoruz. Buna da inanıyoruz.

Küresel ölçek de ise artık ülkelerin değil, şehirlerin birbirleriyle yarıştıklarını biliyoruz. Bunun için de şehirlerimizi bu yarışın içinde tutabilmek için, şehirlerin hangi yönleriyle ön plana çıkması gerektiğini araştırıyoruz. Bu ikisini birleştirebilecek yeni bir mimari dile, yeni bir bakış açısına ihtiyacımız var. Bununla ilgili çalışıyoruz.

Yatay yapılaşma dediğimizde ise şehirlerimizin çevreyle daha uyumlu hale gelmesinden bahsediyoruz. Çevreyi korumak istiyoruz. Çocuklarımızın çevreyi korumasını istiyoruz. Oysaki, bir şeyin korunabilmesi için ilk önce tanınması gerekiyor. Maalesef bir çocuk toprak kokusu nedir bilmiyorsa, karıncaları sıra halinde yuvaya bir şey taşırken görmediyse çevreyi önemsemesini, onu korumasını bekleyemeyiz. Benim bir iddiam var; bizler doğanın ne olduğunu, onun eksikliğini yüreğinde hisseden son nesiliz. Çünkü biz o mahallelerde yaşadık, tozu toprağa yuttuk. Koştuk, güldük ama şimdiki nesil site hayatı yaşıyor. O nedenle mevcudu korumayı çok önemli buluyorum. Özellikle mahalle, insan ölçeğindeki özellikleri... Peyzaj mimarı olarak da bizleri önemli kılan özelliğimiz, insan ölçeğinde uygulamalar yapma şansımız. Diğer disiplinlerde daha farklı ölçeklerde çalışılır ama biz insanın duygularına kadar inip o alanları dizayn etme şansımız var.

Cumhurbaşkanımızın yatay yapılaşma vurgusu bir kararlılığın göstergesi. Bu kararlığın arkasında bizlerin ne tip çalışmalar ortaya koyduğu önemli. Bundan sonra inşallah şehirlerimizin yönünü çizeceğiz. Her şehrin tek başına kendi kimliğinin tartışılacağı bir çalıştayı kısa zamanda hayata geçirmeyi planlıyoruz. Bu çalışmaya da Şehrim 2023 adını verdik.

 

 

Bu çalışma ne zaman başlayacak?

 

Şehrim 2023'ün şu anda alt yapısını oluşturuyoruz. Çalışmalarımızı yakında başlatıyoruz ve 2019'dan önce tamamlayacağız. Türkiye'nin şehirlerini 2023'e yeni bir vizyonla taşıyacağız. Tabii 2019 şehirlerimiz açısından çok belirleyici bir tarih olacak.

Katılımcı bir modelle şehirlerimizin vizyonunu oluşturacağız. Şehrin paydaşlarıyla bir araya geleceğiz, aynı zamanda halka da nasıl bir şehir vizyonu istediklerini soracağız. Örneğin Konya'nın gelecekte olmak istediği nokta ile Antalya'nın Kars'ınki farklı olacaktır. 2023 yolculuğunda bir kent sanatla mı, sporla mı gelişecek bunları değerlendireceğiz. İl il bakacağız. Annelere, çocuğunuz için daha yaşanılabilir bir kent için neler yapmamız gerekiyor diye soracağız. Tüm bu çalışmalar için belediyelere bütçe ayrılması ve vatandaşlar için kentin dokusuna uygun evler için verilen mevcut desteklerin yanı sıra ilave destekler sağlanmasını da gündeme getireceğiz.

Projeyi genel hatlarıyla özetlemek gerekirse, bütün şehirlerimizin röntgenini çekeceğiz ve o şehrin birikimini, kültürünü yükselterek vizyonunu ortaya çıkaracağız. Bu çalışmayı çok önemsiyoruz; Türkiye'nin 2023 vizyonunda şehirlerimiz önemli yer alacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığımız ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız çalışmalarını tamamladılar, çok yakında projenin çalışmasına başlıyoruz. Şehrim 2023 çalışması kapsamında 81 ildeki paydaşlarla bir araya gelerek olmazsa olmazları belirleyeceğiz ve aynı zamanda da şehir meydanlarında oluşturulacak anket noktalarıyla halka nasıl bir şehirde yaşamayı hayal ettiklerini soracağız. Onların verecekleri cevaplar, bizler için belirleyici olacak. Ancak şunu vurgulamak isterim ki, bu bir envanter çalışması değil. Soru sorup cevap alma çalışması değil, bu gerçekten şehrin 3 alandaki röntgenini çekip buna yönelik bir yol haritası belirleme çalışması.

 

AK Party Deputy Chairman in charge of Environment, City and Culture - Samsun Senator- Msc Landscape Architect Mrs.Çiğdem Karaaslan told about the transformation works on cities in Turkey to Editor - in - Chief of PLANT Mr. İbrahim Adıyaman. "In our cities, we are looking for traces of our culture." She said.